29 Haziran 2026, 21:11:40
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 28°C
Açık
Afyon
28°C
Açık
Sal 30°C
Çar 31°C
Per 31°C
Cum 30°C

ONUR DEDİĞİN

ONUR DEDİĞİN
29 Haziran 2026 10:55
31
A+
A-

Sessiz ama ağır.

Onur dediğin,

kitapta duran bir kelime değil;

insanın kendi içinde sınandığı yerdir.

Kimse bakmazken

nasıl biri olduğundur.

Kalabalıklar içinde değil,

yalnız kaldığında ortaya çıkar.

Çünkü insan, en çok kendine yalan söyler.

Bir gün gelir,

doğruyu söylemek zorunda kalırsın.

Sana bakarlar,

susmanı isterler,

kolay olanı seçmeni…

Ama sen,

yutkuna yutkuna söylersin o doğruyu.

O an, asırlar öncesinden bir ses

sessizce dokunur ruhuna:

“Emin ol,” der.

Kimse sana öyle hitap etmez belki ama

sen, kendine güvenilir olmayı seçersin.

İşte o an başlar onur.

Bir gün güç geçer eline.

Sessizce…

Kimse fark etmez ilk başta.

Ama güç, insanın içini açar;

kimisi büyür,

kimisi taşar,

kimisi kirlenir.

Sen gece yatağa uzandığında

kendine sorarsın:

“Bugün kime haksızlık yaptım?”

Cevap arıyorsan hâlâ,

bozulmamışsın demektir.

Bir halifenin gecesi gibi ağır olur o soru

ama insanı ayakta tutan da odur.

Birinin hakkı gelir önüne…

Küçücük bir şeydir,

kâğıt üstünde kaybolacak kadar küçük.

Kimse görmez, kimse sormaz.

Ama elin geri çekilir.

Çünkü bazı şeyler

kanunla değil, vicdanla yazılır.

Sen, kendine yakışanı seçersin.

Beklediğin bir an vardır:

“Bir gün haklı çıkacağım,” dediğin.

Ve o gün gelir.

İntikam mümkün olur, her şey hazırdır.

Ama yapamazsın.

Çünkü içinden bir ses,

“Bırak,” der.

Mekke’ye giren o muazzam kalbin

sessizliğini anlarsın o gün.

Bağırarak değil, bağışlayarak büyür insan.

Kimse bunu alkışlamaz,

hatta bazıları anlamaz bile.

Ama sen, içindeki o ağır yükün hafiflediğini hissedersin.

Bir söz verirsin.

Basit, önemsiz gibi görünen bir şey…

Ama gecenin bir yarısında

gözün açılır ansızın. Hatırlarsın.

“Olsun” deyip geçemezsin.

Çünkü bazı sözler başkasına değil,

insanın kendine karşı duruşudur.

Sen o sözü tutarsın;

kimse bilmez onu neden bu kadar ciddiye aldığını.

Ama sen bilirsin.

Zaman gelir, her şey üstüne gelir.

Yanlış anlaşılmak, yalnız kalmak,

kapıların yüzüne kapanması…

İnsan orada kırılır çoğu zaman.

Ama bazıları kırılmaz, sadece sessizleşir.

Bir kuyunun dibinde,

yapayalnız kalmış gibi hissedersin; çıkış yok gibi…

Ama teslim etmezsin kendini karanlığa.

İşte o zaman anlarsın ki onur;

her şey gidince giden değil, geriye kalandır.

Bir lokma vardır sofrada.

Açlık vardır, ihtiyaç vardır.

Ama paylaşırsın, birine verirsin.

Hiç konuşmazsın sonra.

Çünkü anlatılan iyilik, anlatıldıkça eksilir.

Ve bazı insanlar,

fazlasını değil, var olanı bölerek büyür.

Öfke… İnsanı en hızlı değiştiren şey.

Bir anlık karar, bir cümle, bir bakış

yıkar her şeyi.

Sen tutarsın kendini.

İçinde kalır, yanar, geçer… Dışarı taşmaz.

İnsan bazen en büyük zaferini,

hiç kimse görmediğinde kazanır.

Yüksekten konuşmazsın.

Bildiğini bağırmazsın.

Bir adım geride durursun.

Çünkü onur, her zaman görünmek değildir;

bazen görünmeden de sağlam kalabilmektir.

Bir yerde bir yanlış görürsün.

Herkes sessizdir, korku dolaşır odada.

Senin de sesin titrer ama yine de söylersin.

Çünkü susarsan, içinde bir şeylerin eksileceğini bilirsin.

İnsan bazen kaybetmeyi göze alarak

kendini kazanır.

Dünya bunun örneklerini gördü…

Bir adam vardı; yıllarca kapalı kaldı bir hücrede

ama kalbi tutsak edilemedi.

Özgür kalınca intikam almadı.

Onur dediğin, yıllara ve zulme direnebilmekmiş.

Bir başkası, silahsız çıktı yola.

Kimse inanmadı ona.

Ama eğmedi başını.

Onur dediğin, güçsüzken de dik durabilmekmiş.

Bir başka insan, kırmadan konuştu.

Bağırmadan, incitmeden anlattı.

Onur dediğin, nezaketten de doğabilirmiş.

Ve bir lider, bir milletin önünde durup

boyun eğmemeyi öğretti küllerinden doğanlara.

Onur dediğin, bazen tek bir insanın

bir toplumu ayağa kaldırmasıymış.

Ama en garibi şu:

En büyük onur, sadece tarihe geçenlerde değil.

Sabahın seherinde kalkıp

doğru yaşamaya çalışan o adsız birinde de var.

Parasını kaybetmemek için değil,

haram yememek için uğraşanda var.

Kimse alkışlamaz, kimse yazmaz adını…

Ama o insan, dünyayı kirletmeden yaşar.

Onur dediğin, parça parça bir şeydir.

Biraz doğru, biraz sabır,

biraz affetmek, biraz karşı durmak…

Bazen susmak, bazen konuşmak…

Ama en çok, ne olursa olsun

kendinden vazgeçmemek.

Gece olur. Herkes uyur.

Sen kalırsın kendinle. Hiç kimse yoktur.

Eğer içinden bir ses seni rahatsız etmiyorsa,

eğer kendinden kaçmıyorsan artık…

İşte o zaman anlarsın:

Onur dediğin, başkalarının sana verdiği bir unvan değil;

sessizce senin içinde duran

ve sen bırakmadıkça asla düşmeyen bir sancaktır.

 

 

 

Merhaba öncelikle Ben Seher Baran Memleket olarak  nerelisin diye sorarsanız size  kendimi Vatan'ın en güneyinden gündüzü  seyranlık gecesi gerdanlık dedikleri O şehirle tanıtırım. Kapkara surlarla çevrili, heybetli ve Hevsel bahçelerinin ferahlığı ile dolu bir şehirde de   ikamet ediyorum .Yazmayı  en yakın arkadaş bildim hep ve bu duygu beni buralara getirdi. Evliyim ve ilham kaynağım olan bir kız annesiyim. Öğrenen ve öğretmeye meraklı bir öğretmenim
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.