BAŞTAN BAŞLAYAMAM
Bazen ne yaşanırsa yaşansın, hep bir umut varmış gibi gelir. Yeni bir umudun varlığına inanmak isteriz. Yeniden başlamaya, her şeyi eskisi gibi, hatta eskisinden de güzel yapmaya cesaret edebilmek isteriz. Deneriz. Elimizdeki tüm gücün tükendiğini bilsek de devam etmek isteriz. Belki deriz içten içe, başka bir son yazabiliriz. Belki her şeyi istediğimiz şekle getirebiliriz.
Sonra anlarız ki ulaşmaktan korktuğumuz o sondayız. Elimizdeki güç tükenmiş, tüm ihtimaller son bulmuş ve sıfırıncı noktadayız. Umudumuzun peşinden hiçbir şey gelmemiş. Beklemişiz ama değmemiş. Çabalamışız ama olduramamışız.
Umudumuzdan vazgeçmeyiz belki ama çabalamaktan vazgeçeriz bir noktadan sonra. Ne kadar umudumuz olursa olsun, olmayacağını bildiğimiz bir şey uğruna debelenmeye, çabalamaya ve belki de yeniden başlamaya enerjimiz kalmamıştır artık. Baştan başlayamayız.
Üstümüze yıkılan o duvarı aşmak isteriz. Ötesine geçip yeniden başlamak, bambaşka hayaller ve umutlarla aynı yolu tekrar yürümek isteriz. Ama geçmişi yok sayamayız. Duvarın arkasında yaşananları unutamayız. Her şeyi silmek isteriz. Yıkılan duvarın arkasındaki enkazı temizleyip her şeyi yeniden kurmak isteriz. Fakat tüm isteklerimize rağmen yaşanan acıları ve yaşanabilecek acıların ihtimalini görmezden gelemeyiz. Çok isteriz yok saymayı ama yapamayız.
Belki sorun zamandı. Duvarın daha önce yıkılıp aşılması gerekiyordu. Ama zaman geri alınamıyor ve pişmanlık hiçbir şeye çare olmuyor. Şimdi duvar yine aşılabilir görünüyor; sanki aşılması çok zor değilmiş gibi. Ama yaşanabilecekleri göze alacak güç yok artık. Duvarın arkasında bizi bekleyenle, o duvarı aşmak için çabalayan biz, artık duvar yıkılmadan önceki biz değiliz.
Sonra vazgeçemediğimiz o umudumuzdan da vazgeçmek zorunda kalırız. Artık olacağına dair tüm olasılıklar tükenmiştir. Kaybolan umuda rağmen yıkık duvarın enkazının önünde beklemeye devam ederiz. Sanki cesaret edebilecek, karşıya geçebilecek ve yeniden başlayabilecekmişiz gibi…
Bekleriz ama adım da atamayız. Sanki beklemek her şeyi çözecekmiş, ne kadar uzun süre beklersek o kadar cesaret kazanacakmışız gibi, olmayacağını bile bile bekleriz. Ama baştan başlayamayız. Ne duvarı aşıp karşıya geçebiliriz ne de duvarı bırakıp gidebiliriz. Ne ilerisi vardır oranın ne de gerisi.
Tek sorun cesaret de değildir üstelik. Cesur olsak bile ilerleyemeyeceğimiz, çıkışı bulsak bile yeniden aynı yolu yürüyemeyeceğimiz bir yerdeyizdir.
Duvarın arkasında bizi neyin beklediğini aslında biliyoruzdur. Özleriz onu, hem de geçmişte yaşanan tüm acılara rağmen. O kadar çok özleriz ki küçük bir an için her şeyi aşıp yeniden başlayabileceğimizi düşünürüz. Yine umutla dolar içimiz. Ama ne yazık ki geçmişe de dönemeyiz, ileriye de gidemeyiz.
O duvarı aşmayı isteriz ama aynı şeyleri yeniden yaşayacak durumda değilizdir artık. Keşkelerimiz vardır ama artık olmayacağını biliriz. İçten içe olacağına dair bir umudumuz olsa da olmayacağını kabullenmişizdir. Boşunadır bekleyişimiz de umudumuz da.
Sadece, her şeye rağmen, olmasını isterdik. Direnebilmeyi ve kazanabilmeyi… Her şeye, tüm ihtimallerin imkânsızlığına rağmen baştan başlayabilmeyi isterdik. Fakat tüm o imkânsızlık, bizi durdurur. Duvarı yıkıp yerle bir etsek bile aşamayız. Olmayınca olduramıyoruz.
Sorun hiçbir zaman duvarın varlığı değildi. O duvarı inşa eden de bizdik, yıkan da. Oysa konu onu geçmeye gelince aynı başarıyı gösteremiyoruz.
Biz hâlâ buradayız. İstersek o duvarı yıkıp aşabiliriz ama baştan başlayamayız. Çünkü ne biz eskisi gibiyiz ne de duvardan önce yaşananları hiç olmamış sayabiliriz.
Duvarın ötesi acı. Duvarın ötesi karanlık.
Korkular engel oluyor cesarete ve tüm pişmanlıklara rağmen yeniden başlanamıyor. Duvarı yıkarız ama geçemeyiz. En acısı da bu zaten.
Çözüm bir adımda gizli ama o adım yine de atılmıyor. Duvarın neden orada olduğu unutulmuyor. İhtimallerin nerede tükendiğini ve neden yeniden oldurulamayacağını bir türlü unutamıyoruz.
Unutamadıklarımız tıkıyor yolumuzu. Adımlarımız mıh gibi kalıyor enkazın dibinde. Ve biz, atamadığımız o tek adımın ağırlığında, bekledikçe biraz daha eziliyoruz.