YOKLUĞA OTURANLAR İÇİN BİR ÖN SÖZ
Hoşça kal,
Dertle çektiğim dalların dumanlı hüznü,
Akşamı geceden ayıran o ince, pervasız sızı
Adını koyamadığım, koyup da sökemediğim bütün bekleyişler,
Gözyaşımın ıslattığı o kadim meselem…
Hoşça kal.
Bir süre daha böyle,
Her an ağlayacak gibi boşlukların boşluğuna dalacak gözlerim.
Çıldırtan bir çakmak sesi ansızın yükselecek odamda,
Çakacak ve çökertip sessizliği, eski bir dosta benzeyecek.
Bir süre daha sarsılacak saatin sarkaçları,
Ben bu sahnede, bu dekorun içinde kalacağım.
Sonra yollar değişecek; yollar, yıllar ve yönler…
Aynı şehrin içinde yabancı bir şehre düşeceğim.
Bir pencere açılacak ansızın, perdesi hışımla yırtılan,
İçeri ne sen gireceksin o mağrur endamınla
Ne de seni unuttuğumu haykıran bir yabancı.
Yalnızlık, kendi kılıcını kuşanıp kurulacak başköşeye.
Ben artık hatırlamayacağım bazı şeyleri.
O yorgun akşam vakitlerini,
Rüzgârın çığlık attığı sokakları.
Bir de kimseye, hiç kimseye anlatamadığım o sağır sessizliği.
Çünkü bilirsin, bazı vedalar gitmekle nihayete ermez,
İnsan bazen bir şeyin yokluğuna;
Koskoca, upuzun, yıllar boyu oturur.
Ve ben, kırık dökük bir akşamın en keskin kıyısında,
Senden kalan son cümleyi de içimde susturup
Kendi kavgama, kendi kalbime, kendime döneceğim.
Hoşça kal.
Bir daha karşılaşsak bile
O eski biz olamayacağımız kadar,
Kendi külümüzden başka bir şey bulamayacağımız kadar…
Hoşça kal.