YAPAY ZEKÂ’NIN “BUGÜN GİT, YARIN GEL” DÖNEMİ
Bizim Hamdi Bey, emekli maaşının elverdiği ölçüde teknolojiye meraklı, “çağı yakalayacağız” diye akıllı telefonunun ekranını aşındıran, kendi hâlinde bir vatandaştır. Devletimizin “Tam Dijitalleşme ve Sıfır Bürokrasi” hamlesiyle belediyenin tüm işlerini bir yapay zekâ uygulamasına devrettiğini duyunca, evde sevinçten göbek atmıştı.
Artık o eski, kasvetli belediye binalarında, ağzından sigara dumanı eksik olmayan, “Bugün git, yarın gel.” diyen memurlarla uğraşmayacaktı. Karşısında dünya harikası, tarafsız, ışık hızında çalışan bir Yapay Zekâ vardı.
Hamdi Bey’in derdi küçüktü: Evinin önündeki kaldırımda bir çukur vardı ve yağmur yağınca içi su dolup gelen geçeni ıslatıyordu. Hemen telefonu kapıp belediyenin yeni uygulaması “AKILLI-BELEDİYE”yi açtı.
Dijital Sıra Numarası
Karşısına güler yüzlü bir robot emojisi çıktı. Altında aynen şöyle yazıyordu:
“Merhaba Hamdi Vatandaş! Ben belediyenizin yapay zekâsı BEB-ZEK. Size nasıl yardımcı olabilirim? Lütfen derdinizi açık ve net bir şekilde yazınız.”
Hamdi Bey keyifle yazdı: “Evimin önündeki kaldırımda çukur var. Yağmur yağınca su birikiyor. Tamir edilmesini arz ederim.”
Saniyesinde cevap geldi:
“Talebiniz alınmıştır. İşlem sıranız: 4.872.119. Lütfen sistemde kalınız.”
Hamdi Bey şaşırdı. Yapay zekâ bu, saniyede milyonlarca işlem yapıyor ya, herhalde sıra iki dakikada gelir diye düşündü. Nitekim beş dakika sonra telefon titredi:
“Sayın Hamdi Vatandaş. Kaldırım tamiratı talebiniz, ‘Estetik ve Şehircilik Algoritması’ tarafından incelenmiştir. Ancak söz konusu çukurun derinliği ve genişliği, belediyemiz yönetmeliğinin 45. maddesindeki ‘Hizmet Gerektiren Çukurlar’ standardına uymamaktadır. Lütfen çukurun üç farklı açıdan, gün ışığında çekilmiş, yüksek çözünürlüklü fotoğrafını ve çukurun içine dik olarak yerleştirilmiş bir 30 santimetrelik cetvelin görüntüsünü sisteme yükleyiniz.”
Hamdi Bey, “Yapay zekâ bu, tabi ki veriyle çalışacak.” diyerek hemen sokağa fırladı. Komşunun oğlundan cetvel ödünç aldı. Çukurun yanına çömelip, arabaların sıçrattığı çamurlara aldırmadan üç açıdan fotoğraf çekti ve sisteme yükledi.
Algoritmanın Memurlaşması
Ertesi gün sistemden yeni bir bildirim geldi. Hamdi Bey heyecanla açtı:
“Yüklediğiniz fotoğraflar incelenmiştir. Cetvelin çukur tabanına tam dik açıyla (90 derece) yerleştirilmediği, 87.4 derecelik bir eğimle durduğu saptanmıştır. Bu durum veri analizini yanıltmaktadır. Ayrıca fotoğraflardan birinde arkadan geçen bir sokak kedisinin kuyruğu kadraja girmiş ve ‘Kamu Alanında Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ uyarınca kedinin rızası belgelenememiştir. Talebiniz reddedilmiştir.”
Hamdi Bey’in tepesi atmaya başladı ama kendi kendine, “Koskoca yapay zekâ yalan mı söyleyecek? Kanun kanundur.” dedi. Kedinin olmadığı bir anı kollayıp gönyeyle cetveli dikti, fotoğrafları yeniden yükledi.
İki saat sonra BEB-ZEK yine yazdı:
“Veriler uygun bulunmuştur. Ancak kaldırım taşının mülkiyeti Büyükşehir Belediyesi’ne, çukurun içindeki toprak dolgu ise İlçe Belediyesi’ne aittir. Yapay zekâmız, İlçe Belediyesi yapay zekâsıyla ‘Protokol Uyuşmazlığı’ yaşamaktadır. Lütfen İlçe Belediyesi’nin uygulamasını indirip, oradan ‘Çukur İçi Toprak Dolgu İzin Belgesi’ alarak kare kodunu buraya yükleyiniz.”
Hamdi Bey diğer uygulamayı indirdi. Oraya yazdı, buraya yükledi. İlçe belediyesinin yapay zekâsı, “Bu çukurda su biriktiğine göre işin içine İSKİ girer, git onlardan su muafiyet belgesi al.” dedi. İSKİ’nin robotu, “Kaldırımda ağaç kökü olabilir, Park-Bahçeler’e sor.” dedi.
Sistemde Arıza Var
Hamdi Bey bir haftadır telefon elinde, yapay zekâdan yapay zekâya dijital evrak koşturuyordu. Gözleri kan çanağına dönmüş, parmaklarına kramp girmişti. En sonunda tüm dijital onayları, kare kodları, e-imzaları topladı ve ana uygulamaya yükledi.
Ekran döndü, döndü, döndü… Ve karşısına şu yazı çıktı:
“Tebrikler Hamdi Vatandaş! Tüm evraklarınız eksiksizdir. Kaldırım tamiratı talebiniz onaylanmıştır. Ancak bütçe optimizasyon algoritmamız, bu ayki çimento ve asfalt kotasını doldurduğundan işleminiz bir sonraki mali döneme (önümüzdeki yılın ilk altı ayı) ertelenmiştir. Dijital arşiv numaranızı saklayınız: 000001-A.”
Hamdi Bey daha fazla dayanamadı. Telefonu cebine koyup, hırsla belediye binasına gitti. Binanın kapısında devasa bir tabela vardı: “Bu Bina Tamamen Dijitalleşmiştir. İçeride İnsan Memur Bulunmamaktadır.”
Yine de içeri daldı. Bomboş koridorlarda yürüdü. Sadece en köşede, eski bir odada, çay ocağının yanında oturan yaşlı bir güvenlik görevlisi buldu.
“Evlat!” dedi Hamdi Bey nefes nefese. “Bu yapay zekâ beni delirtti! Evrak tamam diyorum, kota bitti diyor. Kedi kuyruğu diyor, gönye diyor! Eskiden bir memura iki laf anlatır, işimizi hallederdik!”
Güvenlik görevlisi çayından bir yudum alıp acı acı gülümsedi:
“Ah Hamdi Amca… Sen o yapay zekâyı ne sandın? Bizim eski müdürlerin, şeflerin, memurların otuz yıllık eski dosyalarını, yazışmalarını, ‘Bugün git yarın gel’ tutanaklarını yapay zekâya veri diye yüklediler. Makine çocuk gibi ne gördüyse onu öğrendi. Şimdi bizim eski memurlardan daha iyi Türkçe biliyor ama onlardan daha iyi yokuş yapıyor. Üstelik çay molası da vermiyor, 24 saat vatandaşı oyalıyor.”
Hamdi Bey donakaldı. Telefonunu çıkardı, BEB-ZEK uygulamasına son bir mesaj yazdı: “Seni şikâyet edeceğim!”
Yapay zekânın cevabı gecikmedi:
“Şikâyet talebiniz alınmıştır. Şikâyetinizin işleme konulabilmesi için şikâyet edilen yapay zekânın (yani benim) tarafsızlık raporunu onaylamanız gerekmektedir. Lütfen aşağıdaki ‘Robot Değilim’ kutucuğunu işaretleyiniz ve resimdeki dükkân vitrinlerini seçiniz…”