KENDİ GEMİSİNİ DELEN KAPTAN
Suları çarşaf gibi uysal, ufku lekesiz bir okyanusta; tam güvenli limana demir atacakken baltayı kavrayıp kendi gemisini omurgasından parçalayan o kaptan bendim.
Zaferin kör edici aydınlığına sadece bir nefes kalmıştı. Taç avuçlarımdaydı; tarih, adımı haykırmak için sus pus olmuştu. Fakat tam o mutlak eşikte, kusursuzluğun o ağır sükûnetine çarptım ve durdum. O ebediyeti kucaklamak yerine tırnaklarımı kendi etime geçirdim. Kanımla, terimle göğe yükselttiğim devasa mabedi; daha eşiğinden adım atmadan, gözümü kırpmadan ateşe verdim. Yeryüzü bu görkemli yıkım karşısında dehşetle yutkunurken, ben bizzat yarattığım alevlerin kalbinde dilsiz bir kaya gibi dikildim.
Bu, sürülere yükseklerden bakan ukala bir tanrının kibri değildi. Ben, akşam ateşinin etrafında omuz omuza verip ısınan o sıradan insanların kırılgan hayatlarına daima kanayan bir gıptayla imrendim. Benim kimseden ulu bir dağım yoktu. Yalnızca kaburgalarımın altında, yeryüzünün bütün güneşleri toplansa eritemeyeceği kadar devasa bir buzul taşıyordum.
Kalabalıklara, kadere yahut göklere değil; ben bizzat kendi aydınlığıma kılıç çektim. Çünkü biliyordum: Dışarıdaki hiçbir uçurum, insanın göğsünde esneyen o kara delik kadar dehşet verici olamazdı. Kendi şafağımı kendi ellerimle boğdum; zaferin altın kafesinde ehlileşmektense, içimde uluyan o amansız kışın kalbine yürümeyi seçtim.
Küller soğuduğunda geriye kalan tek şey, kemikleri sızlatan devasa bir pişmanlık oldu.
İhtimallerin henüz katledilmediği o bakir şafakları delicesine arıyor gözlerim. Kendi köklerini parçalayan insafsız bir baltaya dönüşmeden önceki o taze sabahları… İçimde saf bir yaşama coşkusunun kanat çırptığı, urganı boynuma bizzat geçirmediğim o lekesiz vakitleri sayıklıyorum.
Ne bir düşman kılıcı düşürdü kalkanımı, ne de insafsız bir fırtına yırttı yelkenlerimi. Mağlubiyeti bizzat ben icat ettim. Havaya savrulan bu sessiz ağıt; altındaki iskemleyi tekmeleyen bir adamın boşlukta çırpınan ayaklarının çıkardığı o son sesten farksız.
Ve şimdi… Nefesini bizzat kendi ellerimle kestiğim, lakin mezara koymaya bir türlü kıyamadığım o görkemli zaferin cesedi başında diz çökmüşüm. Hiçbir baharın dokunamayacağı, kendi irademle çağırdığım bu ebedî ayazın tam ortasında aklımı yitirircesine üşüyorum.