BEKLEMEK DE SEVMEKTİR
“Sevgi nedir?” diye düşündüğümde artık aklıma el ele tutuşan insanlar gelmiyor. Çünkü sevgi sadece yan yana durmak değildir. Aynı fotoğrafın içinde olmak, aynı masada oturmak ya da sürekli konuşmak da değildir. Bunlar belki sevginin dışarıdan görünen tarafıdır ama insan bazen en yakınında duran kişiye bile kilometrelerce uzak hissedebilir. Demek ki sevgi, bedenen değil kalben yakın olabilmektir.
Eskileri özlememizin sebebi de biraz bundan kaynaklanıyor sanırım. Eskiden insanlar birbirini sadece yanında olduğu zaman değil uzaktayken de severdi. Bir mektubun gelmesini haftalarca bekleyen insanlar vardı. Sararmış bir kâğıda yazılmış birkaç cümle bazen günlerce insanın içinde taşınırdı. Çünkü o dönemlerde sevgi, sürekli konuşmak değil hissedildiğini bilmektir.
Bir buluşma aylar öncesinden planlanırdı mesela. İnsanlar o günü beklerken takvim yapraklarını eksiltirdi sanki. Belki eski bir saatin altında, belki rüzgâr alan sessiz bir durakta saatlerce beklenirdi. Sevdiği kişinin gelip gelmeyeceğini bilmeden, yine de gidilirdi oraya. Gelmediğinde ise hemen kırılmazdı kimse. İnsan önce “Neden gelmedi?” diye değil “Acaba başına bir şey mi geldi?” diye düşünürdü. Çünkü sevgi biraz da buydu, kırılmadan önce endişelenebilmekti.
Şimdi ise her şeyin tam tersini yaşıyoruz. Teknoloji gelişti, insanlar birbirine bir saniyede ulaşabiliyor ama buna rağmen kimse kimseye gerçekten ulaşamıyor. Bir mesaj birkaç dakika geç cevaplandığında bile insanların içindeki tahammül tükeniyor. Eskiden bir mektup için aylarca bekleyen insanlar vardı. Çok tuhaf değil mi? Ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda, sevginin bu kadar ulaşılamaz hâle gelmesi…
Belki de sorun tam burada başlıyor çünkü artık her şey çok hızlı yaşanıyor. İnsanlar duyguları bile tüketerek seviyor. Birini gerçekten tanımadan “seviyorum” diyebiliyor ama küçük bir kırgınlıkta yabancı gibi çekip gidebiliyorlar. Emek vermek yerine vazgeçmek daha kolay geliyor artık. Bu yüzden sevgi, herkesin dilinde olan ama çok az insanın gerçekten taşıdığı bir duyguya dönüşüyor.
Oysa sevgi bazen çok küçük şeylerde saklıdır. Bir insanla içten gülebilmekte, sessiz kaldığında bile anlaşılabilmekte, onun mutsuzluğunu kendi içinde hissedebilmekte, birinin mutluluğuna gerçekten sevinebilmekte… Belki de sevginin en gerçek hâli buydu.
Bazen gece herkes uyuduktan sonra insan kendi kendine düşünüyor: Biz sevgiyi gerçekten kaybettik mi, yoksa çok kolay ulaşabildiğimiz için değerini fark etmemeye mi başladık?
Çünkü bazı duygular zamanla yok olmaz. Sadece insanlar onları taşımayı bırakır.