GIYABİ FERYAT
Tabutuna sarılıp,
“Onu götürmeyin!”
“Soğuğu, karanlığı sevmez o!”
“Dar alanda yapamaz!”
Diye ağlayamadım belki.
Bana kesilen ceza yüzünden,
Mezarını bilemedim, tabutuna sarılamadım;
Ama o gün bir elin avucuma bıraktığı o soğuk toprağı,
Senin kokun niyetine yüreğime bastırıp
Sanki tabutuna sarılmış gibi,
O diyemediğim sözleri,
Çığlık çığlığa ağlayarak söyledim.
Şimdi her gece, sustuğum yerden başlıyor kıyamet.
Senin, bilmediğim bir mezarda üşüdüğünü düşündükçe
Gökyüzü dar geliyor, nefesim içimde boğuluyor.
Parmak uçlarımda hâlâ o sahipsiz toprağın sızısı…
Sesim, senin isminde asılı kaldı.
Dışarıda fırtına, içimde dinmeyen bir yağmur…
Senden sonra gün doğmadı, ışık sızmadı hecelerime.
Avucumdaki o toprak,
Sanki bütün bir ömrün ağırlığı gibi çöktü göğsüme.
Gece gündüz gökyüzüne,
Gözyaşlarımla isyan ettim.
İsyanım sanadır sanma,
Seninle arama giren o uçsuz bucaksız sessizliğedir.