ZİHNİNDEKİ YABANCI
Şu an bu cümleyi okurken zihninizin içinde bir ses yankılanıyor. Dudaklarınız kıpırdamıyor, ses telleriniz titreşmiyor ama kafanızın içinde size ait olduğunu düşündüğünüz berrak bir anlatıcı var. Peki, gün boyunca susmayan, seçimlerinizi sorgulayan, geçmişi yargılayıp geleceği planlayan o iç ses gerçekten siz misiniz?
Nörobilimin ve bilişsel psikolojinin son yıllarda ortaya koyduğu gerçekler oldukça sarsıcı: Nüfusun önemli bir kısmı hayatı boyunca tek bir iç ses bile duymuyor. “Anendofazi” denilen bu durumda insanlar düşüncelerini kelimelerle değil soyut hisler, görüntüler veya kavramsal haritalar üzerinden işliyor. Yani kafamızın içindeki o aralıksız konuşma, insanın fabrika ayarı değil beynin geliştirdiği yöntemlerden sadece biri.
Daha da tuhaf olanı, modern nöroloji deneylerinin gösterdiği “hazır olma potansiyeli” (readiness potential). Siz bir kararı verdiğinizi ve bunu kendinize fısıldadığınızı hissettiğiniz andan yüzlerce milisaniye önce, beyninizin motor korteksi o kararı çoktan vermiş oluyor. Yani iç sesiniz bir kaptan değil. Aslında kararlar çoktan verildikten sonra mikrofonu eline alıp olan biteni bir hikâye gibi özetleyen bir yorumcu.
Peki, o anlatıcı sustuğunda geriye ne kalır? Bir şeye tüm dikkatinizle odaklandığınızda, derin bir uykuya dalarken ya da aniden beliren bir tehlike anında o ses kaybolur, ama siz var olmaya devam edersiniz.
Kafanızın içindeki monolog belki de sandığınız kadar “özne” değildir. Bir dahaki sefere zihniniz sizinle konuşmaya başladığında durup şunu düşünün: Konuşan sizseniz, arkada durup onu dinleyen kim?