26 Eylül 2026, 05:05:18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 22°C
Çok Bulutlu
Afyon
22°C
Çok Bulutlu
Paz 19°C
Pts 16°C
Sal 17°C
Çar 18°C

MÜŞAHHAS

MÜŞAHHAS
25 Eylül 2026 12:52
69
A+
A-

Hangi şiire vardımsa boş,

Şarkılar zaten iskelet.

Geçtiğimiz asır kabristanında,

Duyulmuş, duyulmamış, gelmiş geçmiş

Zamanın mümtaz simalarına,

Sanat halesinin mümessillerine niyaz ettim.

 

Ne benden sana taşan aşkı taşıyabilen satırlar,

Ne de seni tastamam betimleyen masallar…

Nafile! Bu asil vecibe bize kaldı.

Cılız kalemimle ben denize;

 

Zamanın evvelinde samanlar kalburdayken,

Issız kazamıza hoş geldin.

Asaletin nadasa terkedildiği yurdumu şereflendirdin.

 

Gariptin, bambaşka bakışların vardı;

İnsanın göz göze gelince

İskeletine kadar keşfedilmiş

Olmaktan utandığı keskin pertavsızlar…

 

Ah, beni yoldan onlar çıkardılar.

Baktıkça gördüm hayır ve şerrimi,

Benliği binbir parçaya bölen aynalarda.

 

Çocuksu gülüşümü gördüm evvela.

Sevildikçe sevdim kendimi,

Sevdikçe kendimi sevdim tüm evreni;

Ağacı, dağı, toprağı, toprak yolları,

Güneş’i, Ay’ı, yağmurları.

 

En çok da kuşları,

Hürriyet bahşeden kuşları…

 

Ben onlar gibiydim,

Nazarında cezp olurken: hür ve büryan.

 

Güle sunduğun buselerdendi

Simama yansıyan tebessümün,

Pür, hürmete şayan.

 

Ne Kerem Aslısını,

Ne Mecnun Leylasını şahlandırabilmiş senin aşkın kadar,

Deli taylar gibi dörtnala koşan asi ruhuma açtığın yollardan,

Gemsiz, eyersiz,

Ayazı sıvazlayarak yelem.

 

Hudutsuz, gölgesiz,

Koştum, müşfik topraklarında.

Ne gam, ne elem…

Öyle munis, öyle mukaddes topraklar.

 

Gezinemez eli kamçılı vicdansızlar,

Üstü yamçılı kansızlar.

 

Ne vakit susasam yağmurları çağırdı ellerin,

Ne vakit üşüsem güneş oldu gözlerin.

 

Yanındayken nisan oluyordu tüm aylar.

Yaz, kış, sonbahar…

Mevsimler şaşardı.

Karlı bir gün bahar olurdu,

Dallardaki karlar çiçek.

 

Kokun nisan yağmurlarını çağrıştırırdı.

Buram buram toprak kokuyordun;

Henüz yağmura yeni kavuşmuş toprak.

 

Aşkı muştulayan gözlerin sabitlenince gözlerime,

Fezaya yükselirdi kalbim, feyz aldığı tüm doğrularından sıyrılarak.

 

Sonra satırlarıma birikirdi gözlerin.

Yazdığım tüm şiirlerin öznesiydin.

 

Fasıl fasıl sen; sazımın nağmelerinde,

Yanık yanık söylediğim türkülerimde,

Uyurken düşlerimde, uyanıkken hayallerimde.

 

Sevdamı tarife yetmiyor satırlar.

Noktalayamadım sözümü sevdam gibi.

Ölümsüzsün yürekte, ruhlar gibi.

 

ETİKETLER: , ,
Yazdıkça geçiyor gönlümün susuzluğu, yazdıkça anlamını buluyor yaşamım... Ben hayat boyu öğrenme, okuma ve yazma telaşında olan talebe ve deneyimlerini aktarmaya çalışan naçizane muallimeyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.