ZAMANIN YÜZÜNDEKİ SIZI
Gönül bağlarında soldu güllerimiz,
Eski bir şarkının yankısı kaldı.
Pas tuttu dillerde şen türkülerimiz,
Zamanın yüzünde bir sızı kaldı.
Adalet mülkünün temeli sarsık,
Doğruyu söyleyen dillere yasak.
Merhamet kapısı her daim basık,
Zulmün karanlıkta bir izi kaldı.
Zehirli sarmaşık sardı her yanı,
Unuttuk vefayı, o yüce şanı.
Kardeşten esirger olduk biz kanı,
Vicdanın çölünde bir ahı kaldı.
Söz gümüş olsa da özümüz toprak,
Dalından ayrılan her sarı yaprak.
Savruldu rüzgârla, her yer bir durak,
İnsanın insanda bir közü kaldı.
Haksızın elinde parlayan kılıç,
Mazlumun göğsünde bitmeyen bir uç.
Sorulmaz mı bir gün bu ağır sonuç?
Yarının dününde bir yüzü kaldı.
Tartılar bozuldu, dengeler şaştı,
Haramın selleri bentleri aştı.
İyilik dertlendi, kötülük coştu,
İhlasın göğsünde bir sızı kaldı.
Edep bir örtüydü, yırtıldı artık,
Ar sayılan her yer, yıkıldı artık.
Gönül sarayları yıkıldı artık,
Kibirden geriye bir yazı kaldı.
Heybeler boşaldı, manalar yitik,
Gelenek yoruldu, bağlarımız kopuk.
Adımlar düzensiz, yollar da sapık,
Ecdadın bizlerde bir sözü kaldı.
Dostluklar pazarda satılır oldu,
Sadakat yerini hileye böldü.
Gönül çeşmeleri sessizce öldü,
Kovanın dibinde bir tozu kaldı.
Hakikat yolunda yürüyen azdır,
Baharı beklemek beyhude yazdır.
Kışın ortasında feryat bir sazdır,
Dertli mızrabın bir sızı kaldı.
Bu devir geçer mi böyle?
Hakikat ne imiş, gel bir de söyle.
Sığınsak yeniden o kadim yurda,
Gönül bahçemizde güller açar mı?