FISILTI
Puslu bir sonbahar sabahı,
Zaman sarartmışken yaprakları,
Sis sarmışken dağı,
Rüzgâr, uzun ağıtıyla
Mesut uyanışlarımızı yaktı.
Gök yağmura gebe,
Ağaçlar medeti topraktan umuyor;
Göklerden henüz rahmet inmiyor.
Pencereden sızan uğultuyu bastırıyor yelkovan,
Rüzgâra meydan okuyor
Muntazam ritmiyle zaman.
Boyumuzu aşan kavaklar…
En sarı yapraklar onda.
Tir tir titrer,
İşveli danslar sunar dallarında.
Bir yandan
Endamıyla nazarımızı cezbeder şuh kavak,
Bir yandan da
Candan olmuş cesediyle
İçimizi ısıtır,
Tısıl tısıl yanarak.
Soğuk güz sabahlarında soba,
Cihanda şemse denk otağımızda.
Toprağın eşsiz sevgilisi şems…
Güz günlerinde yokluğun,
Yaz zevali göç eyleyen obaların
Ardından niyaz eden yayla rüzgârları gibi,
Göçte anası zayi olmuş kuzu misali
Ezer yüreğimizi.
Yapraklara akseden rengin,
Ziyalar gözlerimizi.
Kasımın kasvetine nazaran
Şahlanır rengini verdiğin yapraklarla can
Gönül asil aşklara susar;
En insancıl hisleriyle insan,
Şems huzmelerini saçan bakışları arar.
Namuslu elleriyle sarar,
Ziyneti çehresinde saklı
Zevç namzedini.
İşte bu hoş gelen son fasıl
Fısıldar bize:
“Yakındır zemheri.”