BAZI SESSİZLİKLER
Bazı sessizlikler huzurdan değil içe sığmayan cümlelerden doğar. İnsan bazen konuşmadığı için sakin değildir, söyleyeceklerini nereye koyacağını bilemediği için susar. Benim de sustuğum zamanlar oldu. Hem de çok…Öyle sustum ki bir süre sonra insanlar beni dilsiz sandı. Oysa ben dilsiz değildim.
İçimde susmuş gibi duran ama hiç susmayan o kadar çok şey vardı ki. Birini söylesem diğeri eksik kalacaktı, birini anlatsam yıllardır sakladığım başka bir yanım açığa çıkacaktı. Çünkü bazı gerçekleri söylemenin, onları yaşamaktan daha ağır olduğunu düşündüm.
Çocukken insan, canı yandığında ağlıyor. Büyüyünce ise önce neden canının yandığını düşünüyor. Ama bazı insanlar canının yandığını anlatmaktan çok susup kenara çekiliyor. Sonra benim de sustuklarım içimde birikmeye başladı tabii. Çünkü insan söyleyemediği hiçbir şeyi unutamıyor. Sadece bir süre başka bir yere kaldırıyor. Bir bakışın içine, bir şarkının arasına, bir gecenin sessizliğine… Ve günün sonunda şunu fark ettim; ben susarak insanları koruduğumu sanıyordum, oysa en çok kendimi yalnız bırakıyormuşum.
Şimdi geçmişe dönüp baktığımda bazı sessizliklerimi yargılamıyorum. Çünkü o günkü ben, elinden geleni yaptı. Belki susmak o zaman benim için bir korunma biçimiydi, belki her şeyi anlatacak kadar güçlü değildim. Belki de bazı yaraların adını koymak için önce onlarla yaşamayı öğrenmek gerekiyordu.
Ama artık biliyorum ki susmak her zaman asalet değildir. Bazen korku, bazen yorgunluk, bazen de vazgeçiştir. Ama konuşulmayan şeyler de geçmiyor öyle zamanla falan. Sadece içinde şekil değiştiriyor, sessiz bir kırgınlığa dönüşüyor ve insan bir gün hiç hak etmediği bir cümlede bile inciniyor. Ama insanı asıl inciten o tek cümle değil yıllardır içine gömdüğü bütün cümlelerdir. Ve anladım ki sustukça güçlü görünmüşüm, ama içimde en çok o sessizlikler yorulmuş.