HAYATIM YOLUNDA
Biri diğerinden farklı olmayan günlerin ardından nihayet bambaşka bir güne uyanmıştım ancak bu sandığım kadar heyecanlı olmamıştı.
Aynı gün hem ayakkabımın tekini düşürmüş hem kolumu incitmiştim. Ama en kötüsü patronumun benden istediği o çok önemli belgelerin üzerine kahve dökülmesiydi, çünkü kredi kartı ekstremin son ödeme günü yaklaşırken işten atılmamdan daha kötü bir şey olamazdı.
Hemen belgeleri yeniden hazırlamaya koyuldum. Okunabilen yerleri hızlıca bilgisayarıma geçirmeye çalışırken telefonum çaldı ve ev sahibim evimi sattığını ve evden çıkmam gerektiğini söyledi.
Evet, daha kötüsü her zaman olabiliyormuş. Kendime not; bir daha asla daha kötü ne olabilir diye sorma.
Büyük bir üzüntüyle omuzlarımı indirdim ve ağlamamak için kendimi zar zor tutarak belgeleri geçirmeye çalışırken, bu sefer de ıslaklık nedeniyle yırtılan belgelerden sonra tamamen pes etmiştim.
Ağlamamı duyan iş arkadaşlarım beni sakinleştirmeye çalışsalar da biliyordum, rutin bu hayattaki en güzel şeydi ve benim rutinimden sıkılmamın cezası olarak bunlar başıma geliyordu.
Kendimi kalan son gücümle ayağa kaldırdım ve patronumun yanına istifamı vermeye gittim.
Kapıyı çalıp içeri girdiğimde üzerimde olan yük tonlarca ağırdı, ancak istifamı verip çıktığımda bir kuş kadar hafiflemiştim.
Moral bozmak yok, hemen eve gidip eşyalarımı toplamalıyım diye düşündüm. Çünkü yapacak daha iyi bir işim yoktu. Eve giderken yolda düşen ayakkabımın tekini tam düşürdüğüm yerde bulmuştum.
Eve girdiğimde kolumun artık hiç ağrımadığını fark ettim ve hemen eşyalarımı kolilemeye başladım. Gideceğim yer çoktan belliydi. Memleketime dönecektim.
—–
Taksiden inip bavulumu genç kızken yaşadığım eve taşırken, içimde garip bir kıpırtı uyanmıştı. Hemen eve girip eski yatağıma yatmak istiyordum. Nitekim öyle yaptım. Ev ahalisiyle hoşbeş edip yorgunluk bahanesiyle odama koştum. Bizim ailede evden gidenin odası aynı kalırdı. Ve şu an bunun için o kadar minnettardım ki.
Genç bir kızken duvara yapıştırdığım fotoğraflar, çiçekler, hepsi bana kim olduğumu hatırlatmıştı, bir anlığına kim olduğumu unutup tekrar hatırlamış gibiydim. Bavulumu yerleştirmek için açtığım çekmecede eski günlüğümü bulduğumda kalp atışlarımı duymalıydınız.
Günlüğümü açıp okuduğumda son sayfasında yazan şey yüzünden saatlerce ağlamıştım.
“Sevgili kendim, bu evden kendini bulmak için çıkıp, geri döndüysen şu an yazdıklarımı okuyor olmalısın, sen o ya da bu etiketlerden daha fazlasısın; belli ki işler senin için yolunda gitmemiş. O zaman belki yolun orası değildir. Şimdi neyi yapmayı sevdiğini hatırla ve onu yap.”
Sadece bu cümleleri okumak beni kendime getirdi ve yıllardır hayalini kurduğum işi yaptım, sonra çok başarılı oldum. Olmayadabilirdim. Ne iş yaptığım önemli değildi, nerede olduğum da. Sadece her şeyin ters gitmeye başladığını düşündüğümde, aslında hayatımın yoluna yani doğru bir yola girdiğini anlamıştım.
—-
Torunum tuhaf gözlerle bana bakıyordu:
“Ne yani büyükanne, okulu bırakıp kaykaycı mı olmamı söylüyorsun.”
Karnımı hoplatarak kahkaha attım.
“İlahi evladım, matematikten 15 almış olsan da çalışmaya devam etmeni söylüyorum, sen istesen de istemesen de hayat seni yoluna muhakkak koyacaktır.”