29 Mayıs 2026, 19:43:42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 18°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
18°C
Hafif Yağmurlu
Cts 19°C
Paz 22°C
Pts 23°C
Sal 24°C

SİYAH GELİNLİK

SİYAH GELİNLİK
29 Mayıs 2026 01:04 | Son Güncellenme: 29 Mayıs 2026 14:50
35
A+
A-

Kelimeler kifayetsiz. Hâlâ inanamıyorum olanlara. Artık gözlerinin içine korkmadan bakabiliyorum. Çekinmeden seni uzun uzun izleyebiliyorum. Artık seni karşılıksız sevmiyorum. Çünkü sen de beni seviyorsun.

Seher vakti… Yarı uykulu gözlerim ve yatağa geri dönmek isteyen ayaklarımla münakaşa hâlindeyim. İnsan, iki günde hayatının böyle değişebileceğine inanmazdı eskiden. İki ressam edasıyla korkuluğu boyadım bugün. Ama tavan arasından gelen korkulara yine çare bulamadım. Güneş doğunca içime gaipten bir kuşku çöktü; yine o tanıdık korku işte…

Ya elimde olmadan yine mahvedersem her şeyi? Çok kayıp verdim ben. Hiçbiri sadece mazide kalmış bir anı olmadı. En son hatırladığım şey, iki elimde kalan iki kırık kalem parçasıydı.

Her gece rüyamda mezarlık ziyareti… Simasını unutmamak için fotoğraflara bakıyorum. İsmini unutmamak için uyumadan önce içimden tekrar ediyorum. Sonra yavaş yavaş uykuya dalarken sesiyle irkiliyorum; ölüyü uyandıracak cinsten bir sesle… Sesinde hüzün var. Yeni ağlamış birinin içine çektiği nefesler gibi. Turuncu hislerimin içinde dolaşan o rahatsız edici endişeyi anlatıyor bana.

“Elimde değil… Sanki benim gördüğümü sen de görebileceksin. Yine anlamayacaksın. Gözün sadece yere saçılmış eşyaları görecek. Yine benim endişelerimi küçümseyeceksin. Yine beni suçlayacaksın.

Ama yine de bırakmadım seni.
Belki son rüyanda bile olsa, uyanıkken yaptığın bir yanlışın ortasında aklına gelir diye özenle seçtim bu sözleri. Sevmezler seni… Bunu da bil. Asla sevmeyecekler. Göz teması kurduğunda, elin eline değdiğinde, seni fark etmediğini sanarken gizlice izlediğinde… Düşünce seni kaldıran eller, karşılık beklenmeyen iyilikler…
Kimse sevmeyecek seni.
Nedenini anlatsam da anlamayacaksın. Karanlık birkaç anıyı yeniden gün yüzüne çıkarsam da… Yine anlamayacaksın.

Elimden gelen son şey bir tavsiye vermek belki de:
Eğer pişman olmak için artık çok geçse, sakın arkana bakma. Olanı kabullen. Ve yaptıkların yüzünden kendini yiyip bitirme.”
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Pencereyi açtım. İçeri giren hava odanın kokusunu değiştirmedi; sadece daha belirgin hâle getirdi. Bazı kokular vardır ya, temizlenmez. Duvarlara siner. İnsanın içine işler. Tıpkı bazı düşünceler gibi… Ne kadar kaçarsan kaç, dönüp seni bulurlar.
O an kendi sesimi duymak istedim. Bir şey söylemek için değil… Sadece hâlâ var olduğumu kanıtlamak ister gibi.

Ama kelimeler ağzımda bile ağırdı. Her biri başka bir anıya çarpıp geri düşüyordu sanki.
“Yanlış mı yaptım?”
Bu bile tam anlamıyla bir soru değildi aslında. Daha çok kapısı olmayan bir odada yankılanan ses gibiydi. İçeri giriyorsun ama çıkamıyorsun.
Dışarı baktım.

İnsanlar vardı. Yürüyen, konuşan, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam eden insanlar… En korkuncu da buydu zaten. Hiçbir şey olmamış gibi devam edebilmek.
Sanki dünya sadece benim içimde kırılmıştı.
Bir an düşündüm; ya ben her şeyi yanlış hatırlıyorsam? Ya hissettiklerim bile yanlış çevrilmiş bir duygudan ibaretse? Ama sonra o düşünce bile kendini inkâr etti. Çünkü bazı şeyler düşünceyle değil, ağırlığıyla anlaşılır.
Masaya geri döndüm.

Dağılmış kâğıtlar, yarım kalmış cümleler… Hepsi bana bakıyordu. Ama artık “Devam et.” demiyorlardı. Sanki hepsi aynı şeyi soruyordu:
“Neden girdin bu yola?”
Sonra içeri girdin.
Üzerinde uzun siyah bir gelinlik vardı. Gözlerindeki yaşların parıltısı ve elindeki solmuş çiçeklerle öylece duruyordun. Bekârlık, ancak sabahına bütün kirli hâliyle bulaşacak bir bedduaymış meğer.
Yine de evlenmek isteyip istemediğimden hâlâ emin değilim.

Ama senin o tek sorunun… Beni olması gerekenden çok daha fazla sarstı.
Belki sen öylesine sordun.
Ama ben o sorunun içinde kayboldum.
Sadece şunu demiştin:
“Hazır mısın?”

ETİKETLER: , ,
Topkapı Üniversitesi C.E. Nedime, Konyak Cinayeti'nin yazarı
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.