Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 11°C
Az Bulutlu
Afyon
11°C
Az Bulutlu
Cts 12°C
Paz 7°C
Pts 10°C
Sal 7°C

İNCE TOPUKLAR, KALIN DAĞLAR-II

İNCE TOPUKLAR, KALIN DAĞLAR-II
30 Aralık 2025 18:00
167
A+
A-

Köye vardığı gibi muhtarın yanına koştu, küçük bir masada oturarak muhtarı bekledi, beklerken de köy halkını süzüyordu. Sokakta gezen çocuklar bağrışıyordu: “Hekim geldi, hekim geldi.” Nihayet herkesin umutla beklediği o hekim gelmişti. Lina’nın içi sevinçle dolmuştu ve içinden: “Lina herkesin umudusun, bu dünyayı yargılama.” diye geçirdi. Muhtar haberi alır almaz atıyla hızlıca evinden geldi.

-Hekim Hanım köyümüze hoş geldiniz, aylarca köyümüze bir hekim bekliyorduk, sonunda geldiniz.

-Hoş buldum, adım Lina, ben hemen evime gidebilir miyim, yol yordu?

-Lina doktor, hemen soldaki sokağa dönün düz gidin, karşınıza köy camisi çıkacak, orada üç tane lojmanımız var. Biri imamımızın, biri öğretmenimizin, bir diğeri ise sizin. Henüz imamımız ve öğretmenimiz yok. Hangisini istiyorsanız o eve girin. Köy meydanı olduğu için sağlık ocağımızı ve okulumuzu da orada göreceksiniz. Köy halkımız da evlerinizi temizledi, bu hafta imam ve öğretmenimiz de gelecektir. Bir ihtiyacınız olduğunda da hangi kapıyı çalsanız yardımcı olacaklardır.

Lina bavullarını alır almaz köşeyi döndü, köyün çocukları da Lina’nın peşine yola düşmüştü, Lina ile konuşuyor ve soru soruyorlardı. Lina ise güler yüzle onların sorularını yanıtlıyordu. Lina’nın gittiği bütün yollarda köy halkı gelmiş onu izliyordu, herkesin sabırsızlıkla beklediği o doktor hanım köye gelmişti. Çocukların eşlik ettiği yolda nihayet evlere varmıştı. Hemen düşünmeden sağlık ocağının yanında olan eve girmişti. Girer girmez kendisini kocaman bir bahçe, bahçenin ortasında kocaman bir meşe ağacı duruyordu. Sevmişti… Evin kapısını açar açmaz küf ve nem kokusu başını döndürmüştü, eşyaları eskiydi ama idare edilirdi. Gerçekten muhtarın dediği gibi köy halkının kadınları evi tertemiz yapmıştı. Evin bütün camlarını açtı ve yavaşça  yerleşmeye başladı. Ilık bir duş almak için banyoya girdi fakat sıcak su yoktu. Sobayı yaktı ve suyu ısıttı, bambaşka olan bu hayatı hem yadırgıyor hem de çok üzülüyordu. Şehirde bu kadar imkân varken burada nasıl böyle yokluk olabilir diye hayret ediyordu fakat sorularına bir yanıt bulamıyordu. Duşunu aldı ve sobanın yanına ısınmak için oturdu, hava kararmıştı. Köy sakinlerinin sesinin yerini hayvanlara bırakmıştı. Bu kadar kalabalık içindeki yalnızlığını düşünüyordu, yabancı olduğu bu hayata nasıl alışacağını düşünüyordu ve zihnindeki düşünceler bir türlü geçmiyordu. Gelen bir telefon sesi ile irkildi, arayan tabii ki babasıydı. “Nasıl unuturum?” diye hayıflandı ve hemen açtı:

-Güzel kızım neden haber vermedin vardın mı, yerleştin mi, köy nasıl?

-Babacığım sakin ol hepsini yanıtlayacağım. Evet, yerleştim. Köy halkı şimdilik çok samimi, bir sıkıntı ile karşılaşmadım fakat bu dünya bana çok yabancı. Ayak uyduramamaktan korkuyorum.

-Yaparsın kızım, sen her zaman istediğin her şeyin en iyisini yaptın, bunu da yaparsın. Ben sana inanıyorum ve güveniyorum. Unutma, sen onların umudusun.

-Sen nasılsın babacığım?

-Beni merak etme tatlım, şimdi yeni hayatının tadını çıkar. Burada olan işlerimi halledip yanına geleceğim.

-Seni seviyorum babacığım, sabırsızlıkla bekliyorum.

-Ben de seni seviyorum güzel kızım.

Telefon kapandı. Lina’nın odasındaki kitaplıkta birçok kitap vardı. Gözü tekrar onlara ilişti ve ne olduğuna bakmak için kalktı. Bir sürü tıp kitapları, romanlar vardı. Anladığı kadarı ile önceki doktorun kitaplarıydı bunlar. İçlerinde değişik olan bir kitap vardı; dışı cilt kaplı, defter desen defter değil, kitap desen kitap değil. Merakla eline aldı ve sobanın yanına oturuverdi. Sayfaları karıştırdıkça hayrete düştü. Bu bir kitap değil günlüktü, içinde mektuplar ve fotoğraflar da vardı. Biraz daha göz gezdirdikten sonra anladı ki bu daha önce burada yaşamış bir doktorun günlüğüydü. Yıl ise 1989’dan başlıyordu… daha da heyecanlandı, hemen ilk sayfadan okumaya başladı ki kapının zil sesi ile merakına ara vermek zorunda kaldı. Hemen kapısını açtı.

-Ben Hayriye, hemen yan evinde oturuyorum kızım. Yol yorgunusundur, sana yemek getirdim.

-Memnun oldum Hayriye Teyzeciğim, ellerine sağlık mis gibi kokuyor, teşekkür ederim. Buyurmaz mısın?

-Sağ ol kızım, sen dinlen bugün, sabah ilk hastan benim.

-Gel teyzeciğim beklerim memnuniyetle.

 Lina koşarak evine girdi, günlüğünü de alıp yemek masasına oturdu. Başladı başlayamadığı yerden okumaya…

 

İçinde coşan fırtınaları, içindeki çığlıklarıyla dindirmeye çalışan bir yazar...
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.