SABRIN SON GÜNÜ
Yorgun argın eve doğru yürüyordum. “Bu yol ne zaman bitecek?” düşüncesi zihnimi kemirirken, adeta adımlarımı sayıyordum. Tek isteğim bu günün bir an önce sona ermesiydi. Adımlarımı sayarken bir yandan da deliksiz bir uykunun hayalini kuruyordum. Apartman kapısına geldiğimde anahtarımı almak için ceplerimi yokladım; yerinde yoktu. Bir anlık panikle anahtarı kaybettiğimi ya da bir yerde unuttuğumu düşündüm. “Şimdi ne yapacağım, bu saatte çilingir de bulamam,” diye hayıflanarak kendime kızıyordum. Çantamı alelacele karıştırırken nihayet anahtarın orada olduğunu fark ettim. İçeri girer girmez, üzerimdeki tüm ağırlıklardan kurtulmak istercesine eşyalarımı bir köşeye fırlattım.
Uyandığımda saat gece biri gösteriyordu. Ne yatakta durabiliyor ne de yeniden uykuya dalabiliyordum. Kalkıp içeri girdim, eve girerken dağınık bıraktığım eşyalarımı topladım. Uykum tamamen açılmıştı; sanki bütün günün yorgunluğunu o birkaç saatlik uykuya sığdırmıştım. Dünü zihnimden uzaklaştırmak için mutfağa geçip yemek yaptım, sonra evi temizledim. Haberleri izledim, biraz kafa dağıtmak için bir komedi programı açtım ama ne yapsam nafile… İşler bittiğinde o sesler yine kafamın içinde yankılanıyor, görüntüler gözümün önünden gitmiyordu. Duvarlar üzerime üzerime geliyordu sanki.
Saat sekiz olduğunda, uykusuzluğun verdiği sersemlikle yeniden işin yolunu tuttum. İzin almayı düşünmüştüm ama vazgeçtim; “korktuğumu” sanmasından çekiniyordum. Yürürken zihnim hâlâ bulanıktı. Ofise vardığımda kimse bu suskunluğumun sebebini sormadı; dünden dolayı ne durumda olduğumu herkes biliyordu.
Başımızda, patron kılıklı ama yöneticilikten nasibini almamış bir adam vardı. Sürekli bizi aşağılar, ezer ve hiçbir işe yaramadığımızı iddia ederdi. Yine o meşhur toplantılardan birindeydik. Katılımı herkese zorunlu kılmıştı ama bu aslında bir toplantı değil, müdürün stres atma saatiydi. Her çarşamba saat ikide bizi toplar, ne kadar becerikli olduğunu anlatıp bizi yerin dibine sokardı. Henüz Word kullanmayı bile beceremeyen bu adamın kendini bu kadar övmesine artık dayanamadım.
Bir hışımla toplantı odasından çıktım. Peşimden gelip, “Daha sözüm bitmedi, ne cüretle çıkarsın!” diye bağırdı. O an dayanamayıp bilgisayarı ona doğru çevirdim ve herkesin önünde ondan basit bir Excel tablosu yapmasını istedim. Bön bön yüzüme baktı. Artık mobbingine dayanacak sabrım kalmamıştı. “Sizi bilmem ama benim çalışmam gerek,” diyerek ona kapıyı gösterdim. Sesler yükselince ofistekiler merakla kapıya doluştu. Montumu alıp ofisi terk ettim.
O sinirle doğrudan iş sahibinin yanına gidip durumu olduğu gibi izah ettim. Artık kimsenin bu müdüre tahammülü kalmamıştı; ne projelerimizi beğeniyor ne de konuşurken yüzümüze bakıyordu. O gün eve büyük bir yorgunlukla ama içim soğumuş bir şekilde döndüm.
Ertesi sabah ofise gittiğimde öğrendim ki patron kamera kayıtlarını izlemiş ve o müdürü kovmuş. Bugün yeni bir müdür işe başladı. Umarım bu seferki, halden anlayan, ılımlı bir insandır.