21 Nisan 2026, 18:22:42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 14°C
Az Bulutlu
Afyon
14°C
Az Bulutlu
Sal 17°C
Çar 18°C
Per 6°C
Cum 12°C

SOĞUMUŞ BİR FİNCANDA KURUYAN KADER

SOĞUMUŞ BİR FİNCANDA KURUYAN KADER
2 Mart 2026 11:34 | Son Güncellenme: 2 Mart 2026 11:40
209
A+
A-

İnsanların o sahte nezaket kalıplarına sığdırılmış samimiyetsiz konuşmaları ve buzdan birer duvara benzeyen donuk bakışları… Her biri, ruhumun çekilmek istediği o sessiz limana giden yolu biraz daha kısalttı. Yine oradayım; her zamanki sığınağımda, yalnızlığımla baş başa. Bu bir tercih miydi yoksa hayatın beni sürüklediği bir mecburiyet mi; artık bu ayrımı yapabilecek gücü kendimde bulamıyorum. Bildiğim tek bir gerçek var: Ben; otuz iki yıllık ömrünü tek başına bir kale gibi inşa etmiş, kapılarını içeriden kilitlemiş o adamım.

Otuz iki yaş… Ne gençliğin o körü körüne atılan adımlarına sahip ne de yaşlılığın getirdiği kabullenişe. Bu yaşta, bu denli koyu bir karamsarlığın içinde kaybolan bir başka ruh var mıdır şu koca dünyada? Yıllar boyu, bir yapbozun asla uymayan parçası gibi insanların hayatına dahil olmaya çalıştım. Bir yere ait olma çabası, bir grubun içinde isminin anılması; belki de en saf haliyle “Beni de severler mi?” ümidiyle geçti koca bir ömür. Aidiyetin o sıcak gölgesine sığınmak istedim ama her seferinde güneşin en kavurucu haliyle baş başa bırakıldım.

Sahi, insan neden bu kadar tutkuyla bir yere veya birine ait olmak ister? Yalnızlık; gecenin sessizliğinde, kendi iç sesinle baş başa kaldığında duyduğun o sağır edici uğultudan kaçış mıdır sadece? Kendi karanlığımızdan korktuğumuz için mi başkalarının sahte ışıklarına pervaneler gibi koşuyoruz?

İşte tam da bu noktada, o masada unutulmuş, kenarları kurumaya yüz tutmuş kahve fincanı çıkıyor karşıma. Yalnızlık, gerçekten de o fincanın dibinde çöken telve kadardır; içinde koca bir ömür, binbir türlü ihtimal ve okunmayı bekleyen sırlar barındırır. Ama o fincana bakacak bir çift göz, o kaderi anlayacak bir gönül yoktur. Kimsenin bakmadığı o telve, kaderin en dilsiz şahididir. Öylece bırakıldığı takdirde zamanın acımasız rüzgarıyla kuruyup gitmeye, çatlayıp toz olmaya mahkumdur.

Peki, bu sessiz gidişe razı gelmek yalnızlığın karşısında diz çökmek midir? Yalnızlığı iliklerime kadar hissettiğim bu günde beynimi sarsan bu düşünceler başımı döndürdü. Çıkmaz bir sokakta çıkış aramaya çalışıyordum sanki. Adımlarım beni hep aynı duvara çarptırıyor, zihnimdeki labirent her defasında daha karanlık bir koridora açılıyordu. Her “neden” sorusu, ruhumdaki o devasa boşluğa düşen küçük bir taş gibi yankılanıyor ama asla tabana değmiyordu.

Belki de en büyük yanılgımız yalnızlığı bir çaresizlik, çıkış yolu olmayan bir son olarak görmektir. Oysa bu ıssızlık; aslında insanın kendi gerçeğine çarptığı o sert ve çıplak zemindir. Otuz iki yıllık bu inşa belki de dışarıdan birilerinin gelip beni kurtarması için değil, içerideki o asıl “ben”i kimsenin kirletememesi içindi. Yine de sormadan edemiyorum: Bu kalenin içinde tek başına yaşlanmak mı zaferdir yoksa o kapıları ardına kadar açıp, sonucunda yaralanacağını bilsen bile o buzdan bakışlı kalabalığa karışmak mı? Zihnimdeki fırtına dinmiyor; fincandaki telve biraz daha kuruyor ve ben, kendi sesimin yankısından başka sığınacak bir liman bulamıyorum.

Nihayetinde, masadaki o fincan gibi soğumak, hayata karşı verilmiş en sessiz ama en derin cevaptır. Belki de kader, o telveyi kimse okumasın diye oraya öylece; dilsiz ve sahipsiz bırakmıştır. Otuz iki yılın sonunda anlıyorum ki; insanın en büyük kalabalığı kendi içindedir ve o kalabalığa sığamayanlar, dışarıdaki buzdan duvarlara çarpmaya mahkumdur. Şimdi bu çıkmaz sokağın ortasında, kurumaya yüz tutmuş bir telve gibi kaderime razı gelirken, asıl özgürlüğün bir yere ait olmakta değil, hiç kimseye ait olmamakta yattığını görüyorum. Kapıları içeriden kilitledim, ışıkları söndürdüm. Çünkü artık biliyorum; anlaşılmak bir lütuf değil, bazen ruhun beklediği en büyük yanılgıdır. Kendi karanlığımda kalmak, başkasının sahte ışığında erimekten daha onurludur.

Merhabalar, ben Zeynep. Maliye bölümü öğrencisiyim. Yazı yazmaktan keyif alan, hayatın sessiz hikayelerine dokunarak onları yazıya dönüştürmekten keyif alan biriyim. Umarım yazılarım sizin de hayatlarınıza dokunur.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.