BAYRAMIN ARDINDAN KALANLAR
Bayram geride kaldı; fakat insanın içinden geçen bazı duygular, takvim yapraklarıyla birlikte geçip gitmiyor. Evet, büyüdük. O çocukça coşkunun, sabaha karşı uyanıp heyecandan yerinde duramayan hâllerin yerini daha sakin, daha derin bir duygu aldı. Ama tuhaf bir şekilde, bayram hâlâ içime dokunmayı biliyor; hem de eskisinden daha sessiz, daha incelikli bir yerden.
Bayram sabahı, gün henüz tam aydınlanmamışken başlayan o tanıdık hareketlilik… Evde dolaşan hafif bir telaş, mutfaktan yükselen kokular, bir şeylerin eksik kalmaması için gösterilen o özen. Babamın namaza gidişiyle birlikte evde oluşan kısa bir boşluk ve o boşluğu dolduran hazırlık hâli… Sanki herkes, görünmeyen bir ritmin parçası gibi aynı uyumla hareket eder. Sonra kapı açılır ve o an, sadece bir insan değil bayramın kendisi girer içeri. Sarılmalar, iyi dilekler, göz göze gelince anlaşılan o derin bağ… Her şey bir anda tamamlanır.
Ardından başlayan ziyaretler… Her kapı, başka bir dünyanın eşiği gibidir. İçeri adım attığında seni karşılayan yalnızca insanlar değil farklı kokular, farklı sesler, farklı hayatların içtenliği olur. Kolonyaların ferahlığı, şekerlerin tadı değişir belki ama o samimiyet değişmez. Her evde aynı sıcaklık, başka bir biçimde kendini gösterir. İnsan, bir evden çıkıp diğerine geçerken aslında biraz daha çoğalır; biraz daha ait hisseder.
Ve en kıymetlisi, bütün ailenin bir araya geldiği o anlar… Zamanın sanki bir süreliğine durduğu, geçmişle bugünün iç içe geçtiği o uzun sohbetler. Eski anılar yeniden anlatılır; herkesin ezbere bildiği hikâyeler, sanki ilk kez duyuluyormuş gibi yeniden gülüşlere karışır. O kahkahalarda sadece bir anın neşesi değil yılların biriktirdiği bağ saklıdır. Bir köşede kuzenler, bir yanda çaylar, kahveler… Küçük gibi görünen ama insanın içini derinden ısıtan o anlar.
Belki bayram artık çocukluğumuzdaki gibi değil. Neşesi daha sessiz, heyecanı daha dingin… Ama belki de asıl anlamı şimdi daha görünür. Çünkü insan büyüdükçe anlıyor; mesele o eski coşkuyu birebir yaşamak değil hâlâ o sofrada bir yerinin olması. Hâlâ aynı çatı altında, aynı bakışlarda kendini bulabilmek.
Bayram, belki de tam olarak budur: Zamanın değiştiremediklerini fark etmek. Eksilen şeylere rağmen kalanları görmek. Ve her şeye rağmen insanın içini usulca dolduran o tanıdık sıcaklığa tutunabilmek.