BAŞKALARININ HAYATLARINA UYANMAK
Her sabah uyandığında, hayatının bir önceki günle aynı olmadığını fark ediyordu. Hep farklı kişiliklere ait yataklarda uyanıyordu; ama bu yatak kimin, bu çarşaf kokusu kimin, bilmiyordu… Duvardaki çatlaklar yer değiştiriyor, pencerenin baktığı manzara her sabah başka bir şehri gösteriyordu. Baş ucu kitabı her zaman farklı bir yazardandı. Ama asıl değişen, onun kim olduğuydu. Her gün doğuşunda farklı bir kimliğe bürünerek uyanmak çok garip ve ürkütücüydü.
İlk zamanlar bunun bir rüya olduğunu sandı. Çünkü yaşananlar, gerçek olamayacak kadar saçmaydı. Uyanıp kendine gelince geçeceğini düşündü. Uyandığına inanamadı, kendini defalarca sarstı, geri uyumaya çalıştı; kabullenmedi. Oysa geçmedi. Günler ilerledikçe bu durum bir gerçeğe dönüştü. Her sabah gözlerini açtığında kendini başkasının hayatının tam merkezinde buluyordu. Birinin yarım bıraktığı cümlelerle konuşuyor, başkalarının mesleklerini ediniyor, alışkanlıklarını ödünç alıyor, ailelerine adapte oluyor, rutinlerini ele geçiriyordu sanki.
Aynaya baktığında her sabah farklı bir yüz görüyordu; bazen merak ediyordu: Acaba bu sabah kimin yerine geçtim, güzel miyim, yakışıklı mıyım? Kimi sabah yorgun bir babanın gözleriyle bakıyordu dünyaya, kimi sabah hayallerinden vazgeçmiş bir kadının sessizliği vardı üzerinde. Ellerini kaldırıp baktığında eller onundu; fakat yaptıkları ona ait değildi. Her gün yaşadığı bu kimlik karmaşası, bütün duygularını altüst etmişti. Uyanmaktan korkar, arkasına bakmadan kaçmak ister hâle gelmişti.
Yerine geçtiği hayatta kimse onu fark etmiyordu; bu da içinde büyüyen sessizliği daha da boğuyordu. Her gün tanımadığı insanların yüzlerine bakıyor, onlarla sohbet ediyordu. Bir şey sorduklarında, hayatın olağan akışına uygun cevaplar vererek çevresindekileri geçiştirmeye çalışıyordu. Bazen küçük bir kız çocuğunun babası oluyordu; onu eğlendiriyor, masal okuyor, elinden geldiğince babalık duygusunu hissettirmeye çalışıyordu. Bazen de bir öğrenci oluyor, hocanın sorduğu soruya cevap verememenin utancını yaşıyordu…
En zor anlar, yalnız kaldığı anlardı. O zaman içinde beliren boşluk büyüyordu. Bir şeylerin eksik olduğunu hissediyor ama neyin eksik olduğunu hatırlayamıyordu. Kendi hayatının neresinde kaldığını bilmiyordu; çünkü onu en son ne zaman yaşadığını unutmuştu. Ben kimdim, çevremdekiler kimdi, ben nasıl yaşardım, neyi severdim, hobilerim nelerdi? Bu sorular saatlerce zihninde dolanıyordu.
Ama bir sabah uyandığında ev tanıdıktı. Fazlasıyla tanıdık… Aynı yatak, aynı pencere, karşısında duran aynı kitaplık, aynı tavandaki çatlak. Fark ettiğinde kalbi sıkıştı: İki gündür ilk kez aynı yerde uyanıyordu. Buna sevinse mi üzülse mi bilemedi. Ne garip bir duygu içindeydi. Uzun zamandır uyandığında tanımadığı odayı incelerken, bugün öyle bir şey olmamıştı.
Odasından çıkıp diğer odaları dolaştı. İnanamıyordu. Acaba bu sefer gerçekten bir hayalin içinde miyim? diye düşünüyordu.
Mutfakta, masanın üzerinde kalın bir dosya duruyordu. Üzerinde tek bir başlık vardı:
“Geçici Kimlik Uyum Programı.”
Dosyayı açtı. Sayfalarca kayıt vardı. Tarihler, saatler, isimler… Her sabah uyandığı insanların adları. Altlarında kısa notlar:
“Cesaret eksikliği.”
“Kendi isteğini bastırma.”
“Kendinle barışamama.”
Son sayfaya geldiğinde nefesi kesildi. Orada kendi adı yazıyordu.
Sonuç: Denek, uzun süre kendi hayatını ertelediği için kimlik bütünlüğünü kaybetmiştir.
Tedavi süreci tamamlanmıştır.
Denek artık kendi hayatına döndürülmüştür.
O an her şey yerine oturdu. Başkalarının hayatlarını yaşamasının nedeni bir rüya ya da hayal değildi. Kendi hayatından kaçtığı her gün, sistem onu başkasının yerine koymuştu. Çünkü yaşamayı reddettiği boşluğu, başkalarının yarım kalan seçimleriyle doldurmuştu.
Dosyanın içinde küçük bir not vardı:
“Kendi hayatını yaşamayı öğrenemeyen, başkalarının hayatını taşır.”
O gün dışarı çıktı. İşine gitti ama eskisi gibi değildi. Susması gerektiği için değil, söylemek istediği için sustu ya da konuştu. Akşam eve döndüğünde yorgundu; ama bu yorgunluk ilk kez tanıdıktı. Kendi yorgunluğuydu, başkasının değil.
Gece yatağa uzandı. Uykuya dalarken korkmadı. Zihninde “Sabah kim olacağım?” korkusu yoktu.
Sabah uyandığında yine aynı odadaydı. Aynı bedenin içinde, aynı hayatın ortasında… Kaçacak bir yer yoktu artık. Ama bu hayattan kaçmak isteyen biri de kalmamıştı.
Çünkü başkasının hayatı sona ermişti.
Ve kendi hayatı, nihayet başlamıştı.