Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 11°C
Az Bulutlu
Afyon
11°C
Az Bulutlu
Cts 12°C
Paz 7°C
Pts 10°C
Sal 7°C

GÖĞEBAKANLAR ŞATOSU  

GÖĞEBAKANLAR ŞATOSU  
2 Şubat 2026 13:32
121
A+
A-

Fırtınada kalan son yaprak da dayanamayıp rüzgarla savrulmuştu göğe, kalbim sıkışarak yürüyordum yolda, gitmem gereken bir yer olmasa sokağa çıkılmazdı bu havada.

Adımlarımı sıklaştırıp daha hızlı yürümeye başladım. Fazla kilolarım ilk defa işe yaramıştı. Sağlamca kalabiliyordum yolda. Daha hızlı gidemesem de ilerleyebiliyordum.

Yaklaşık bir saat geçmişti. Ben soğuktan ellerimi ve ayaklarımı hissetmiyordum ama gideceğim yere varmıştım. Büyük şatonun önünde durduğumda elimdeki siyah şemsiyeyi indirdim daha iyi görebilmek için. Şatonun tepesinde büyükçe yazıyordu “Göğebakanlar Şatosu”.

Göğebakanlar şatosunun yüksekliği yüzünden ben göğe bakamıyordum. Ancak hayatın espri anlayışına aldırış etmedim.

Demir büyük kapı ağır ağır gıcırdayarak açılmasaydı, havanın karanlığından siyah kapının varlığı belli olmayacaktı.

Ağırlaşmış postallarımı şatoya doğru ilerlettim. Kapıya ulaşana kadar bir bu kadar daha yürümem gerekebilirdi. Ancak yorgunluktan gözümde büyümüş olan yol kısa sürede bitince derin bir nefes verdim.

Kapının ağır demirden olan aslan başı şeklindeki tokmağını üç kere vurdum. Tam üçüncü vuruşumla beraber ağır ağır açılan kapının ardından kâhyanın somurtkan yüzü belirdi.

“Hoş geldiniz, Bayan…”

“Foster.”

“Bayan Foster.”

“Hoş buldum.” dedim içimden tam tersini kasdederek.

Ayakkabılarımı çıkarmadan içeri girdim. Neredeyse sıksalar suyum çıkacaktı, o kadar ağırlaşmıştı ki üzerimdeki kıyafetler.

Kâhya beni üzerimi değiştirip temiz kıyafetler giyebileceğim bir odaya yönlendirdi.

Odaya girip ne verdiklerine bakmadan hızlıca üzerimi değiştirdim ve değiştirdikten sonra şık ve sıkıcı bir takım elbise olduğunu fark ettim. Açıkçası normalde buna biraz canım sıkılırdı ama sıcak ve kuru kıyafetler olduğu sürece modaya bir süreliğine uymayabilirdim.

Kâhya beni ev sahibinin odasına götürmek için geldiğinde hazır olduğumu görüp onu takip etmemi söyleyen bir baş işaretiyle bana yolu göstermeye başladı.

Odaya giderken neredeyse tüm evi gezmiştik ve evin ne kadar güzel olduğunu fark edebilecek kadar çok odasını görmüştüm.

Odaya girmeden, kapıyı önce kâhya tıklatıp içeri girerek geldiğimi söyledi. Anlaşılan ev sahibi içeri girmemi söylemiş olacak ki kâhya odadan çıktı.

“Girebilirsiniz Bayan Foster.” dedi.

Odaya yavaş adımlarla girdim ve ev sahibini sallanan sandalyesinde oturmuş örgü örerken buldum. Acil bir şekilde evlerine çağrılıp, bana ihtiyacı olduğunu söyleyen babaannemi bu şekilde şöminenin karşısına oturmuş ve örgü örer halde bulmayı beklemesem de bunu düşündüğümü belli etmedim.

“Bana ne için ihtiyacın vardı Babaannecim.” dedim kibar bir sesle.

“Otur yavrucuğum, beni kırmadan geldiğin için teşekkür ederim.” dedi. Acaba havanın nasıl olduğundan haberi var mıydı? Muhtemelen odasından çıkmadığı için dışarıda fırtına koptuğundan haberi yoktu çünkü bu şatonun duvarları ses geçirmiyordu ve babaannemin gözleri de iyi görmüyordu. Zaten biraz da bencil bir insandı.

“Ne demek, sen benim hayatta kalan tek akrabamsın. İsteklerin benim için bir emirdir.”

Öyle olsa bile beni tek bıraktın, diyemedim tabii. Yaşlıydı ve yine de üzülmesini istemezdim. Kendi işimi halletmeyi çoktan öğrenmiştim. Bu koca şatoda babaannemin gölgesinde yaşamak bana göre değildi. Bana bırakılan küçük ev bana yetiyor da artıyordu.

Elindeki örgüyü bırakıp gözlüklerini indirdi ve bana dikkatlice bakmaya başladı. Bir şey söylemesini bekliyordum. Neden acil bir şekilde buraya gelmiştim?

“Kâhyadan çok korkuyorum.” dediğinde alçalttığı sesi onun duymasından korkuyor gibiydi.

“Dün telefonla konuşmasını duydum ve beni öldürecek olabilir, zaten yaşlıyım bu beni korkutmaz ancak bu şatoyu sana bırakmayacaklar diye korkuyorum. Son zamanlarda gözlerim görmüyor ancak sanki sürekli beni izliyor gibi.” dedi bana iyice yaklaşarak.

Olabilir miydi, otuz beş yıldır tek bir hatası olmayan bir kâhyadan bunu beklemek zordu ama, bu şato bir insanın otuz beş yıl çalışsa da alamayacağı kadar değerliydi.

“Bu gece beraber kalalım, ben de gözlemleyeyim. Olur mu, en azından için biraz rahat eder.”

“Olur yavrum, çok iyi olur. Odanı hazırlattım sen git rahatça uyu.” dedi.

Odadan çıktım ve kâhyanın odanın dışında meraklı gözlerle beni beklediğini gördüm.

Onu görünce yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi.

“Gerçekten dediğin kadar varmış, gözleri hiç görmüyor ve beni ölmüş torunu sandı. Yarın Göğebakanlar Şatosu bizim olmuş olacak.” dedim.

ETİKETLER: , , , ,
2000 yılında bulunduğumuz dünyaya teşrif etmiş, hayat yolunda karşısına çıkan olayları anlamlandırmaya çalışan insan tanesi.
YORUMLAR

  1. Elif Çepel dedi ki:

    Çok güzel bir kurgu ve sürpriz bir son. Okuyucuyu bağlıyor ve merak uyandırıyor. Devamının geleceğini ümit ediyorum kaleminize sağlık

  2. Burak TANRIKULU dedi ki:

    telefon ve şato, kendinden emin bir karakter, yüzeysel bir olay. diyeceğim şu ki kurgu bakımından zayıf kalmış bir hikaye. kelimeler seçilebilir ve şuan ki yazıya nazaran biraz daha az çaba ile daha güzel anlatım sağlanabilirdi. açıkcası yazının okuyucuya katacağı şey nedir merak ediyorum doğrusu. bence biraz daha üzerinde çalışmalısınız.

    1. Gülsen Gören dedi ki:

      Yapıcı yorumunuz için teşekkür ederim genelde çevremden bu şekilde yapıcı yorumlar alamıyorum, ancak telefon ve şato arasında neden bağlantı kuramadığınızı merak ettim, çünkü günümüzde şato olarak isimlendirilen yapılarda yaşanmaya devam edilmekte. Bir hikaye okuyucuya keyifli vakit geçirtebilirse ne mutlu, şimdilik elimden bu kadarı geldi. İlerleyen zamanlarda kendimi geliştirerek daha güzel hikayeler yazmayı umuyorum. Keyifli okumalar dilerim.

  3. Selin Kaya dedi ki:

    Metnin atmosferi ve mekân tasvirleri teknik açıdan güçlü olsa da, okur olarak hikâyenin içine tam anlamıyla giremediğimi hissettim. Olayları ve sahneleri net bir şekilde görebiliyoruz, ancak karakterin iç dünyasına yeterince yaklaşamadığımız için duygusal bir bağ kurmak zorlaşıyor. Finalin ters köşe oluşu ise hikâyenizi bir üste taşımış. Ters köşe bir final ile güzel bir son oluşturmuşsunuz. Kaleminize sağlık.

  4. Elanur Adanır dedi ki:

    Giriş kısmında özellikle şatoya girip de üzerini değiştirme kısmına kadar olaylar çok yüzeysel ve hızlı bir şekilde geçmiş. Yazılan bir öykünün kaliteli ve sağlam olabilmesi için girişinin çok sağlam olması gerekiyor. Girişi başarılı olan bir öykünün, merak düzeyini girişte arttırırız. Kurgu mantığı güzel ancak ben bir öyküde betimlemeleri de çok değerli buluyorum bu bakımdan betimlemeler arttırılabilirdi. Kurgu merak uyandırıyor ancak bu merakı sadece son kısımlarda vermeye çalışmak yerine yazının bütününde verseniz daha güzel olabilir. Genel anlamda geliştirilebilir bir yazı. Kurgu güzel ve bu kurguyu daha sağlam şekilde ilerletmeniz çok daha başarılı olacaktır. Devamını merakla bekliyorum. Kaleminize, emeğinize sağlık.