CESUR KORKAK KIZ
Elindeki titremeyi durduramıyordu, çünkü az önce hiç kimsenin ondan beklemediği bir şey yapmıştı. Elindeki kan damlalarına bakarken yüreğinin gürültüsünden insanların şaşkınlık nidaları duyulmuyordu bile. Görüşü bulanıktı, ama göz kapaklarının altından etrafına baktığında etrafında bulunan tüm insanların düşüncelerini görebiliyordu.
O sessiz ürkek kız bunu nasıl yapabilmişti, tabii ya, sessiz, ürkek kız.
O, hep kimsenin görmediği, sesini çıkarmayan, nefesi dahi duyulmayan şu kızdı. Hani bahsi nadiren geçince, evet ya öyle biri vardı değil mi, diye bahsedilen o kız.
Sahi genelde seri katiller bu tiplerden çıkmaz mı? Olsun, katil olmamıştı ya. Utanacak bir şeyi yoktu. Alt tarafı birkaç damlacık kan.
Polisin siren sesleri duyulduğunda herkes onun önünü açarcasına geri çekildi. O da kendisine hiçbir şey söylenmeden polise doğru yaklaştı.
Arabadan inen postallara takıldı gözü. Sonra gözünü yukarı doğru kaydırdığında parıltılı kahverengi gözlere daldı bakışları. Neredeyse acısını unutacaktı, birisi ona çarptığında yarası sızlamamış olsaydı eğer.
Polis arabasına doğru yürürken durdurdular ve önce ambulansa binmesi gerektiğini söylediler. Bacakları hissizleşmeye başlamıştı. Çok fazla kan kaybediyordu. Ambulansa sedye ile bindirildiğinde içi rahatladı. En azından sırtı yaslanacak bir yer bulduğu için rahatlamıştı. O an kendisini taşımak çok zor geliyordu çünkü. O derin bakışlarla karşılaşana kadar rahatlamıştı en azından. O derin kahverengi bakışlar sanki kendisini uçsuz bucaksız bir bataklığa gömülüyormuş gibi hissettiriyordu.
Polis de onunla ambulansa binmişti. Bir yere kaçmıyordu ki, çok abartılmıştı bu mesele. Bir an önce eve gidip yorganın altında saklanma ihtiyacı nefes almaktan bile önce geliyordu o an.
Biraz sonra bayılması işine gelmişti. Gözlerini açtığında saatler geçmişti. Üzerindeki kıyafetlere bakılırsa ameliyata girmiş bile olabilirdi. Kolundaki seruma baktı. Galiba bir süre de burada tutsak kalması gerekecekti.
Hemşire gelip gerekli tetkikleri yaptıktan sonra polis memurunu ifade alması için içeriye çağırdı.
Polis memuru içeriye girdiğinde yaydığı enerjiden ürkek kalbi daha da ürkmüştü. Nabzını ölçen cihaz öttüğünde polisin yüzünde saklayamadığı bir gülümseme vardı.
“Geçmiş olsun, Bade”
Tabi adını da biliyordu, polisti sonuçta. Nabzını yavaşlatmaya çalıştı.
“Teşekkürler,” dedi kısık ve zor duyulan bir sesle. Bilirsiniz böyle kızların sesini duyamazsınız, konuşsalar bile.
“Yaptığın kahramanlık için teşekkürlerini ilettiler, o küçük kız ve annesi. Seni yormamak için ifadeni sana anlattırmayacağım. Ben anlatırken başınla onaylarsan bu şekilde kayda geçeceğim. Kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçerken dikkatini bir adam ve kadının kavga sesleri çekti ve sende o tarafa yöneldin. Yolun karşısında bir adam kadını elinden tutmuş çekiştirmeye çalışıyor kadının elinden de küçük bir kız çocuğu tutuyor. Sen onlara doğru yürürken tartışma alevleniyor ve adam bıçağını kadına doğru sallarken ileri atılıp bıçağın kendine isabet etmesine sebep oluyorsun, doğru mu?”
Öyle mi yapmışım diye düşündü. O an içindeki insaniyetin verdiği güçle fark etmemişti ki ne yaptığını.
Kafasını salladığında polis memuru sözüne devam etti.
“Şikayetçi olmaman ihtimalini atlıyorum çünkü sen şikayetçi olmasan da kamu davasına dönüşecek bir olay bu.”
Tekrar kafasını salladı. Polis şefkat dolu bakışlarla kızın saçlarını okşadı.
“Aferin sana Bade, çok cesursun.”
Bu kelimeyi ilk kez duyuyordu. Cesur. Ona bu zamana kadar çok sıfat takılmıştı. Korkak, ürkek, çekingen, içine kapanık, asosyal ve benzeri bütün sıfatlar. İlk defa cesaretin tadına o da bakmıştı. Tüm kalbini rahatlatan ve yattığında gözlerini huzurla kapatmasını sağlayan bir duyguydu bu.
Yıllar geçtiğinde adam müebbet hapse girecek, kadın ve kızı mutlu bir hayat sürecek, o iyileşecek, o kahverengi gözlü polis memuruyla evlenecek ve cesur adında bir köpek sahiplenecekti. Ama şimdilik serumun verdiği etkiyle derin bir uykuya dalmıştı.