Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 8°C
Açık
Afyon
8°C
Açık
Pts 5°C
Sal 6°C
Çar 7°C
Per 10°C

PAÇİKA

PAÇİKA
13 Kasım 2025 18:50
239
A+
A-

Otobüsten iner inmez babamın sıcacık eline uzandım. Yerdeki su birikintilerine basarak babamın adımlarına eşlik ediyordum. Babam, “Yağmur buraların olmazsa olmazıdır. Bizim oraya benzemez. Güneş bu tepelerden bir doğar, sonra ara ki bulasın. Hava bir anda bozar; rüzgâr arkasından yağmuru, yağmur da soğuğu getirir. Ona göre giyineceksin ki hasta olmayasın. Duydun değil mi? Kendine ben yokken daha da dikkat edeceksin.” dedi.

 

Durdum. Ben durunca babam da durdu. Sırtımda okul çantam, babamın elinde bavulum; sadece nefes alıp verişimiz ve burnumuzu yukarıya doğru çekişlerimizin sesi vardı. Sessizliğimizi babamın, “Karşıdaki büyük avlusu olan ev var ya, işte orası benim çocukluğumun, gençliğimin geçtiği ev.” demesi bozdu.

 

Geçtiğimiz şehirler, ilçeler, köyler, kasabalar ve yollardan sonra nihayet babamın anasının evine gelmiştik. Ben babamın kucağında, babamın “Ana, ana! Biz geldik!” seslenişiyle merdivenleri uçarak çıkmıştım. Babaannem ve halam Melahat…

 

Sarılmalar, öpmeler, ağlamalar, sorular ve anlamadığım onca kelimeden sonra sobanın yanındaki masada, babamın kucağındaki yerimi almıştım. Babam kaşık kaşık çorbamı içirmiş, camın önündeki döşeğe yatırmıştı.

 

“Leyla, kızım! Haydi, uyan artık. Kahvaltıdan önce sana biraz etrafı gezdireyim.” diyen babamın seslenişiyle uyandım.

Babam, kendisinden sonra yabancılık çekmemem için çevre ısındırma turları yaptırmak istiyordu. Burada ancak bir hafta kalabilecekti. Beni bırakıp Antalya’ya işinin başına dönecek, fırsat buldukça yanıma gelecekti. Belki temelli gelecekti. Gelmeden önce bunları anlatmıştı.

“Haydi, kalk kızım.” dedi. Çantamdan en sevdiğimi de yanıma alarak babama eşlik ettim…

 

Yağmur, gök gürültüsü, rüzgâr, arada gülümseyen güneşle bir hafta çabucak geçmiş, babam Antalya’ya gitmişti. Babamdan sonra da hava durumunda hiçbir değişiklik olmamış, günler babamın bıraktığı yerden devam etmişti.

 

Bu geceye de yağmurun arkadaşı da sesiyle eşlik etmişti. Yağmur; ağaçları, dağları, sokakları, çatıları ıslatıp geçtiği yetmemiş, benim döşeğime de uğramıştı. Cam kapalıydı. Tavandan da su akmamıştı. Söylesene Paçika, bu yağmur nereden gelmişti de yatağımı ıslatmıştı yine? Bu aralar ne çok yağmur yağıyordu yatağıma.

 

“Sen de ıslandın mı Paçika? Bir bakayım… Sana gelmemiş. Hadi, kalkalım da sobanın yanına gidelim. Ne de olsa oraya yağmur yağmıyor.”

 

— Kız, sen yine mi işedin?

— Sus be Melahat, sus! Söylenme yine. Kaç yaşında o? Neler yaşadı sabi.

— İyi de ana, dokuz yaşında çocuk. İki aydır neredeyse her gece işiyor. Bana da yazık, yatak yorgan perişan oldum da.

 

Yaa! Ben işemedim, yağmur yağdı. Halamın haberi yok hava durumundan, değil mi Paçika? Sabah sabah çığırıyor yine… Paçika’yla bakıştık. Ben güldüm, Paçika da baktı.

 

— Paçi, gel yanıma.

— Ahh!

— Pardon, pardon. Üstün ıslak olunca yapışmış pijamaların. Buz gibi olmuşsun. Ee be Paçi, kaç kere söyledim sana, bu çişi yatağa yapmayacaksın diye. Sen bana inat mı yapıyorsun?

 

“Hala, gece kalkıyorum tuvalete ama sabah olunca bir bakıyorum, yine yağmur yağmış benim yatağa.” diye söylemek istesem de dudaklarımı hareket ettiremiyorum.

 

Halam üstümü değiştirdi. Sobanın yanındaki camın önünde yerimi almıştım. Odanın bu köşesindeki camdan köy meydanını görüyor, karşı duvarda asılı olan Artvin haritasının yanındaki çerçevedeki babama da göz kırpıyordum. Babaannemin, “Paçi, haydi sofraya gel!” diye seslenmesiyle ben ve Paçika sofradaki yerimizi aldık.

 

— Yumurta ister misin?

— Hı hı.

— Zeytin?

— I ıh.

— Peynir?

— Hı hı.

— Al, bir parça da ekmek ye. Zayıfladın iyice.

 

Paçika’mın tabağını da halama uzattım. Derin bir “Offf!” sesiyle, “Bir Paçi’miz var, bir de Paçika’mız. İkisinin de birbirinden farkı yok zaar. İkisi de konuşmaz, anla anlayabilirsen. Allah’tan biri işemez, yoksa halim harap.” dedi.

 

Halamın kızarak konuşmaları beni güldürürken hem yemek yiyor hem de Paçika’mın karnını doyuruyordum. Paçika’m ise sadece bana bakıyordu.

 

“Üzülmüyorum Paçika, merak etme. Sen varsın.” Paçika ve ben karnımızı doyurup el ele sofradan kalktık.

 

“Ellerin ne kadar sıcak Paçika. Yanakların da sıcak mı bakayım? Onlar da sıcacık. Paçika, bana sarılır mısın? Nasıl mı sarılacaksın? Öğrettim ya sana; kollarını açacak, boynuma dolayacaksın. Sonra, ‘Ah benim güzel yavrum! Mis kokulum!’ diyeceksin. İstersen yanağımdan öpecek, ‘Benim güzel kokulu kızım.’ diyeceksin.”

 

Ben baktım, Paçika da bana baktı.

“Biliyorum Paçika, senin işin de zor. Ama ne yapalım, ana olmak kolay mı?”

 

“Zor şey derdi anam. ‘Ah bu analık!’ der, sarılırdı. Seni de anam örmedi mi Paçika? O koca şişlerle, benim anamın elleri değmedi mi sana? Söylesene, neden sesin çıkmıyor? Ben biliyorum. Anamdan seni örmesini çok istemiştim. ‘Sarı saçlı bebek ör, sarı saçlı bebek ör.’ diye. Anam seni benim için güzel elleriyle ördü.

 

Sende anamın kokusu, elinin izi, gözünün nuru var.

 

Paçika’m,

Güzel anam,

Yeni anam,

Cici anam…”

Merhaba, ben Reyhan. Hayat yolunda  yürürken girdiğim bir yolun edebiyata çıkması yazı yazmaya karşı olan merak ve ilgimi arttırdı. Yazdıkça kelimelerin insanın kendi iç dünyasından doğuşuna belli bir yaştan  sonra şahit olmanın verdiği istek ve arzu ile bugün bu siteye kadar gelen bir serüvenin içindeyim. Yazarlık yolu hayattaki şükür sebeplerimden birisi oldu.
YORUMLAR

  1. Anonim dedi ki:

    Güzel bir hikaye, okudukça geçmişe, yaşanmışlıklara götüren yazı.

  2. Anonim dedi ki:

    Harika bir yazı. Okudukça insanı duygulandiran bir tarafı var…