Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 28°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
28°C
Hafif Yağmurlu
Paz 29°C
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 32°C

ESAS HİKÂYE 3

ESAS HİKÂYE 3
28 Haziran 2024 15:11
46
A+
A-

Dimdik bir dağın üzerindeyim ve tırmanıyorum tepeye doğru. Her yer taş, diken dolu. Ardını göremiyorum çok büyük bir yer burası.  Bulutlar tepemde bana gülüyorlar, geçemezsin diyorlar sanki. Onlara sinirlenip inat ediyorum, geçeceğim ben bu yolu. Kan ter içinde kalmışken göklerden adımı duyuyorum. “Çiçek, Çiçek, Çiçek!” Etrafıma bakıyorum kimse yok. Bu ses beni biraz ürkütse de birinin seslenmiş olması umuduyla insan arıyorum etrafta. Kimse yok hem de hiç kimse yok. Gerçekten gökyüzünden mi geliyor bu ses? Aman Allahım! Sonunda delirdim galiba. Adımı seslenmeye devam ediyor biri. Ah noluyor dağ nereye gitti? Bir dakika burası benim odam. Ah sevgili odam buradayım, buradasın. Her şey rüyaymış.
Mutfaktan kalabalık insan sesleri geliyor. Yaptığım mini ses analizine göre annem ve arkadaşları bizde toplanmış kahvaltı yapıyorlar. Hiç uğraşmak istemiyorum. Hepsinin nasılsın sorusuna cevap verip yalancı bir gülümsemeyle hayatımın ne yönde gittiğini anlatmak hiç eğlenceli gelmiyor bana. Odadan çıkıp çıkmama konusunda karar vermemişken annem sesleniyor “Çiçek hadi gel. Senin karnın acıkmıyor mu saatlerdir uyuyorsun?” Bu gıcık çağrılmayla beraber gökten gelen sesin de anneme ait olduğunu anlıyorum. Bir kere de güzelce kaldırsa ya da hiç kaldırmasa istediğim zaman uyansam olmuyor sanki. Güne laf sokulmasıyla başlayan bir insan günü ne kadar kaliteli geçirebilir? Sinir küpü olmuş şekilde odamdan çıkıp yalancı gülümsememi eksik etmeden misafirleri selamlayıp yüzümü yıkamaya gidiyorum. Banyoda iç sesimle anneme gerekli cevabı verip biraz kavga ettikten sonra çıkıyorum. Annem masada bana da bir servis açmış. Hemen yerime oturup teyzelerle muhteşem ötesi sohbetler ederken bu harika faslın hemen bitmesi için dualar ediyorum.
Hayret! Bugün ortalıkta Anna yok. Aynı anneme benziyor. Hatta annemin küçük ve daha ruh emici hâli diyebiliriz. Hiç bana çekmemiş. Keşke hiç gelmeseydi.
Kahvaltıdan sonra ne yapacağımı düşünmekle geçti son bir saatim. Bir saat sonra kararımı verdim. Aslında ne yapacağım zaten belliydi. Sadece canım istemediği için boş geçirdiğim saatin vicdan muhasebesini yapıyorum. Tabii ki  ders çalışacağım başka ne işim olabilir ki. Böyle giderse okuldan atılmam an meselesi. Kendimi ikna etmeyi başardıktan sonra sevgili canım masama geçip çalışmalarıma devam ediyorum. Derken sevgilim aklıma geliyor. Beni “sen çok tuhaflaştın” diyerek terk eden sevgilim, kalbime kürdanlar batıran, gözlerinde mest olduğum sevgilim. Güya beni hiçbırakmayacaktı. “Ben seninle bir hayat geçiremem çok farklı düşünüyorsun” dedi ve gitti. Oysa en derin hislerimi, kalbimin içini bilen ben ağzımı açmadan ne diyeceğimi anlayan tek insandı. O bile beni bu şekilde bırakıp gittiyse bende gerçekten bir sorun var diye düşünmem mi gerekir? Ah yine daldım işte çalışma masasında dersten başka her şeyi yapıyorum. Yine motivasyonum kaçtı. Bugünlük yeter artık yarın çalışırım diyerek kendimi hop yatağa atıyorum.
Yarım saattir yatakta elimde telefon sosyal medyalarda dolaşıyorum. Ruhum bundan rahatsız ama bedenim gayet hoşnut durumda. O da ne! Anna inanamıyorum! Neden pat diye içeri girersin ki?  Sus cevap verme bana! Ne istiyorsun yine? Gizli gizli odama gelmekten bıkmadın mı? Tamam cevap verme biliyorum. Bıksaydın gelmezdin. Ama bu böyle olmaz yeter artık seni anneme söyleyeceğim. Ne konuştuğun var ne de yemeklerde yanımızda oturduğun. Anca ben yalnızken beni rahatsız etmeyi seviyorsun. Yıllar sonra çıktın geldin ve tek amacın benim canımı sıkmak. Sakın ağzını açma. Şimdi gidip anneme anlatacağım.
– Anne! Neredesin?
-Mutfaktayım kızım ne oldu?
-Anne biliyorum kızacaksın, kardeşini şikayet etme diyeceksin ama ben artık bu kıza dayanamıyorum. Lütfen ona söyler misin beni rahatsız etmesin. Henüz ona alışamadım ve o her yerde önüme çıkıyor.
-Kız kardeşim mi dedin?
-Evet anne Topraktan bahsediyorum. Siz ona Toprak diyorsunuz ama o adının Anna olduğunu söylüyor bana. Onu büyüten kişiler ona Anna adını koymuş.
-Kızım sen ne diyorsun? Toprak evde diyorsun öyle mi?
-Evet anne. Akşam yemeklerine ve kahvaltıya gelmiyor, gündüz dışarda oynuyor sonra yorulup benim odama dinlenmeye geliyor. Geceleri bir yere gidiyor sanırım diğer ailesine gidiyor. Sen bu soruyu neden sordun onu hiç evde görmedin mi?
– Ha…Ha… Hayır… Tamam kızım sen şimdi odana git bu konuyu sonra konuşacağız.
Annem neden bu kadar garip bir tepki verdi anlamadım. Ayrıca Anna her an her yerde pat diye karşıma çıkıyor. Ben görüyorum o nasıl görmedi anlamıyorum. Ne kadar da ilgili bir anne! Neyse şimdi onu kafama takıp güzel uykumdan ödün vermeyeceğim. Ne de olsa her derdin devasıdır kendini rahat bir yatağa atıp kaygısız bir uyku çekmek. Her ne kadar kaygılı olsam da kendimi güzel bir dünyam olacağına inandırdığım bir geceyi daha rüyalara dalarak sonlandırıyorum.

Edebiyata benim de küçük bir katkım olsun dileğiyle çıktığım bu yolda büyüyüp gelişerek ilerlemeyi hedef edinmiş bir kimseyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.