KALBİ İLE DİNLEYEN REHBER
Ayşe Seda’nın hikâyesi; sıradan bir kasabada başlıyordu. Evlerinin önünde kocaman bir bahçeleri vardı. Annesinin emeğiyle büyüyen, özenle yetiştirdiği yeşillikler ve çiçeklerle doluydu. O bahçe, onun çocukluğunun en güzel anılarının saklandığı yerdi.
Kasabada herkes tarafından sevilirdi. Ayrıca diğer kardeşlerine göre akıllıydı, annesinin sözünden çıkmaz, babasının da kıymetlisiydi. Aklı başında bir çocuktu. Anne ve babaların takdir ettiği çocuklar olur ya; işte Ayşe Seda’da tam olarak öyleydi.
Diğer çocuklara göre daha duyarlıydı. Oyun oynarken bile bir arkadaşının canı sıkılsa hemen yanına giderdi. “İyimisin?”diye sorardı.
Küçücük yaşına rağmen insanların içini hissedebilen bir kalbe sahipti. Okul; onun için sadece ders demek değildi. Okulda öğretmenini dikkatlice dinlerken, arkadaşlarının neden üzgün olduğunu anlamaya çalışırdı. Bir gün sınıftaki Fatma ağlarken, Ayşe Seda yanına oturmuştu. Sessizce, “benimle konuşabilirsin” demişti. O gün ilk defa ona birisi içini dökmüştü…
Ayşe Seda o gün fark etti; insanların sadece yemeğe, içmeye değil anlaşılmaya da ihtiyacı vardı. Kasabadaki herkes onu “uslu kız” diye bilirdi. Ama kimse onun geceleri ışığı kapatıp ağladığını bilmezdi. Çünkü korkardı. Üniversiteyi kazansa bile bu kasabadan çıkması onun için zorlu bir yolculuk olacaktı. Kitaplarının arasında sakladığı hayalleri vardı.
Babası bir gün,
“-Kızım, bu kadar okusan ne olacak ”dedi. O cevap vermedi.
Ayşe Seda, babasının okumasını istememesinin ardındaki korkuyu tam olarak anlayamadı. Babasının gözünde okumanın engel olduğunu düşündü.
Bir gece babası kendi kendine konuşurken kulak misafiri oldu.
-“Giderse… Bir daha dönmez. Şehir insanı olur, bizi unutur ”diyordu. O an fark etti ki babası kızgın değil, kızını kaybetmekten korkuyordu. Ona kızmadı ama o gece daha çok çalıştı. Çünkü bazı cevaplar sözle değil, yaşayarak verilirdi.
Kasabadaki küçük kız büyüdü. Ailesine rağmen onlardan uzakta okudu. Destek görmediği için maddi zorluklar yaşadı. Ama içindeki iyiliği hiç bırakmadı, hiç eksiltmedi. Okumaya devam etti; velhasıl hayallerinden vazgeçmedi…
Ve bir gün Ayşe Seda kendi okuluna geri döndü. Lakin bu defa öğrenci olarak değil, Rehber öğretmeni olarak…
Okula ilk girdiğinde anıları bir gözünün önüne geldi. Geçmişini hatırladı, duygulandı. Sınıfını, çocuk seslerini, soba kokusunu, ayrıca oturduğu sırayı… Sadece baktı ve yürüdü. Çünkü artık daha güçlüydü.
Kapısını çalan her öğrenciye aynı cümleyi kuruyordu:
-“Ben buradayım anlatabilirsin”
Çocuklar onun yanındayken kendilerini güvende hissediyordu. Çünkü o,sadece bir öğretmen değildi. O, küçükken olduğu gibi hâlâ insanların kalbine dokunan biriydi… Çocukların dışında, velilerin de kalbine dokunuyordu. Eşiyle sıkıntı yaşayan bir veli onun kapısını çalsa geri çevirmiyordu. Bir psikolog edasıyla onları rahatlatıyordu. Kapıdan ağlayarak giren veliler, gülümseyerek çıkıyorlardı.
O gün bir kere daha anladı:
Geçmişi değiştiremezdi.Ama bir başkasının geleceğini değiştirebilirdi… Gün geçtikçe kasabanın hikâyesi değişmeye başladı. Çünkü bir kişinin iyiliği, bir çok kişiyi aydınlatmıştı.
Ayşe Seda bir gün okuldan çıkmış, kasabanın toprak yolunda yavaş adımlarla yürüyordu. Her şey tanıdıktı… Ama bir o kadar da uzaktı. Evin önüne geldiğinde kalbi hızlandı. Kapı hâlâ aynıydı. Bahçedeki ağaçlar, çiçekler bile yerindeydi. Elini kapıya kaldırdı. Tam o sırada kapı aralandı. Babası…
İkisi de bir süre konuşmadı. Yıllar,sessizliğin içine sığmış gibiydi. Babası kızına baktı. Gözlerinde hem özlem ,hem gurur hem de saklayamadığı pişmanlık vardı.
“-Baba, ben gittim.” Kısa bir sessizlik oldu.
“-Ama bak kaybolmadım.”
Babası başını eğdi. Sanki söyleyecek çok şeyi vardı ama kelimeler yetmiyordu.
-“Ben korktum” dedi.
İşte o an… Ayşe Seda’nın içindeki bütün kırgınlıklar sessizce dağıldı. Bir adım attı. Babasıda geri çekilmedi. O kapı sonuna kadar açıldı. İçeriden annesinin “kim gelmiş” diyen tatlı sesini duydu. Ve yıllardır içlerinde susarak büyüttükleri mesafe, bir adımda yok oldu.