HEVESİN GEÇİŞİ
Hangi mevsim bu, ruhumu kefen gibi daraltan?
Gökten dökülen yağmur değil, paslı çiviler sanki
Şakağıma en inceden batan…
“Mevsim geçişi” diyorlar bu halime;
Oysa içimde saraylar yıkılıyor,
Kemiklerimin boşluğunda bir aksiseda
Kendi hançerini arıyor.
Bu bir mevsim dönümü mü,
Yoksa hevesin terk edişi mi?
Belki de mevsim değil, ömrün durağıdır bu;
Seslerin dindiği, renklerin çekildiği bir durak.
Şimdi zamana hükmetsem kaç yazar?
Takvimler yaprak dökse ne çıkar?
Mevsimler çoktan kurudu benim ruhumda.
Artık ne baharın vaadi var içimde
Ne de kışın ayazına bir itiraz…
Kendi sesimin yankısında bir yabancı gibi dinlenirken,
Söndü gönlümün kandilleri rüzgârlarla..
“Geçer” dedikleri, ne mevsimler çaldı ruhumdan…
Her hücremde bir yankı, bir sızı;
Duyduğum o ses ne bülbülden, ne rüzgârdan,
O ses, her zerremden taşan bir aksiseda.
Kendi sesime gömüleceğim sonunda;
Ama bu aksiseda öyle bir yıkar ki cihanı;
Ne taht bırakır, ne saray…
Bak; heves de gitti, nefes de.
Ellerimde veda eden heveslerin
Külleri ve ağırlığı…
Hangi yöne baksam, mevsimlerin enkazı.
Ruhum, kendi uçurumunda misafir
Bıraktım artık kapıları çarpmayı,
Pencereleri kışa kapatmayı …
Artık ne gökyüzünde bir bulut bekliyorum,
Ne de topraktan bir filiz…
Sadece duruyorum;
Bir fırtınanın tam ortasında,
Hiç esmeyen bir rüzgâr gibi,
Öylece, kendimden geçerek…