SAĞ EL VERİRKEN SOL EL KONUŞABİLİR Mİ?
”Sağ elinin verdiğini sol elin görmemesi” öğüdü, iyiliğin en saf hâlini tarif eder:
Hesapsız, karşılıksız, tanıksız.
Bu söz, iyiliğin ödülünü alkışta değil, vicdanda arayan bir ahlak anlayışının özetidir. Peki bu ilke, bugün hâlâ aynı katılıkla mı geçerlidir?
Geleneksel bakışa göre iyilik görünmez olmalıdır. Ne kadar sessizse o kadar değerlidir. Çünkü iyiliğin tanığı çoğaldıkça, niyetin saflığı sorgulanır. Sağ el verir, sol el bilmez; veren de alan da unutulur. Bu anlayışta iyilik, yalnızca yapılan bir şey değil, saklanan bir değerdir.
Ancak modern dünyada sol el artık yalnızca bedenin bir parçası değildir;
Sol el kameradır, medyadır, kamusal alandır.
Ve soru şudur: Sağ el verirken sol elin tamamen kör olması mı gerekir, yoksa doğruyu görüp anlatması mı?
İyiliğin özü, gerçekten de sağ eldedir. Niyet oradadır. Samimiyet oradadır. PR ise sol eldir: Gören, gösteren, anlatan. Sorun, sol elin sağ elin önüne geçmesinde başlar. Yardımı yapan el geri çekilir, kamera uzanırsa; merhametin yerini gösteri alır.
Ama sol el her zaman susmak zorunda mıdır?
Bazen sol elin görmesi, başka sağ elleri harekete geçirir. Bir yardımın anlatılması, benzer iyiliklerin önünü açabilir. Sessiz kalan bir iyilik tek başına kalır; anlatılan bir iyilik çoğalır.
Buradaki etik sınır nettir:
Eğer sol el konuşuyorsa, kendini değil iyiliğin neden gerekli olduğunu anlatmalıdır. Kimin verdiğini değil, kimin ihtiyaç duyduğunu görünür kılmalıdır. İsimleri değil, meseleleri öne çıkarmalıdır.
Gerçek iyilik, duyurulmasa da yapılır.
PR, bu gerçeğin ardından geliyorsa sorun yoktur. Ama iyilik, sol elin göreceği bir sahneye dönüşüyorsa; o zaman sağ el artık vermiyor, oynuyordur.
Belki de çağımızın ahlak formülü şudur:
Sağ el verirken sol el kibirlenmemeli.
Sol el görür, ama övünmez. Anlatır, ama parlatmaz. Çünkü iyilik, alkışla değil; başka iyiliklere yol açtığında anlam kazanır.
Sonuçta mesele, iyiliğin PR ‘ı’olup olmaması değil;
PR’ının ‘iyiliğin önüne mi, arkasına mı düştüğüdür.
Sağ el vicdanla verdiği sürece, sol elin susması da konuşması da bir ahlak meselesidir.
İyilik, kutsal metinlerde bir eylemden çok bir niyet meselesi olarak anlatılır. Sağ elinin verdiğini sol elin görmemesi, yalnızca gizliliği değil, nefsin aradan çekilmesini öğütler. Çünkü insan, yaptığı iyiliği seyretmeye başladığında, artık iyiliğin merkezinde Tanrı değil, kendi benliği vardır. Felsefe de burada sessizce uyarır: Erdem, başkalarının gözünde parladığı için değil, kimse bakmazken de sürdürülebildiği için erdemdir. Bu yüzden iyilik anlatılacaksa, yapanı yüceltmek için değil; merhameti hatırlatmak için anlatılmalıdır. Aksi hâlde sağ el vermiyor, sol el alkış topluyor olur; ve alkışın olduğu yerde iyilik değil, yalnızca insanın kendisi kalır.
Asıl tehlike, iyiliğin görünür olması değil; niyetin görünmez hâle gelmesidir. Çünkü iyilik, kendini anlatmaya başladığı anda değil, kendini unuttuğu anda gerçekten büyür.
Dipnot
PR, bir kişi ya da kurumun yaptığı faaliyetlerin hedef kitle tarafından bilinmesini, anlaşılmasını ve olumlu algılanmasını sağlamak için yürütülen planlı iletişim sürecidir. İyilik bağlamında kullanıldığında ise PR, yapılan yardımın duyurulması ve görünür kılınması anlamına gelir; niyetin değil, bilginin iletilmesine odaklanır.