YAZ(MA)MAK ÜZERİNE
Bazı vakitler vardır hayatımızda. Kelimeler kafamızda dönüp dolanır ama tam olarak ne anlatmak isterler bize, anlayamayız. Kafa karışıklığından ziyade nereden başlayacağını bilemez bazen aklımız. Oturayım biraz karalayayım dersiniz ama nafile. O da mümkün olmaz bazen. Aslında netleştirebilmek, biraz verilecek kararlara da bağlıdır. “Tamam, ben önce bir yazmaya başlayayım gerisi gelir nasıl olsa” adımındaysanız işiniz biraz daha kolay olur. Çünkü insan kararlardan ibarettir. Düşünün, karar vermeden adımlar attığınız oldu mu? Olağan gelişen şeyler dışında, insan hep bir şeylere karar verir. Yazmak için de okumak için de bu böyledir. Karar verdikten sonrası daha kolaydır. Çünkü bir başlanıldı mı gerisi çorap söküğü gibi gelir. Satırlar ilerledikçe, karaladıkça bir şeyler kâğıtlara yavaş yavaş zihniniz de sizinle beraber rahatlamaya başlar. Kimisi için bir terapidir bu, kimisi için ihtiyaç. Her bir cümle sizin için belki bir ev misali, yazdıkça açar kapılarını. Ve siz açılan her kapının ardından daha çok rahatlar, açılacak diğer kapıları daha çok merak edersiniz. Yazmanın size iyi hissettirmesinin bir nedeni de budur.
Farkında olmadan yazdığımız her satır aslında bizi bulunduğumuz noktadan bir tık daha üst noktaya taşır. Çünkü o cümleyi yazmadan önceki sizle yazdıktan sonraki siz aynı değilsinizdir. Bazen bunu yazarken fark edebilirsiniz bazen sonrasında. Ben her zaman her yazının, türü ne olursa olsun, insanı bulunduğu konumdan farklı bir yere taşıdığını düşünürüm. Tabii ki bu fiziksel anlamda ya da statü anlamında değil. Belki hiç düşünmediğimiz bir fikir bile cümlelere ardı ardına sıralarken çıkıverir karşımıza. Bunun tadına vardığınızda da günlük konuşmalar belki size anlamsız, boş ve sıkıcı gelebilir. Çünkü yazmaya verdiğinizde kendinizi, kendinizle ya da karşınızda herhangi hayal ettiğiniz başka biriyle konuştuğunuzu fark edersiniz.
Bazen içimizde fazlalığından kendimizin bile rahatsız olduğu duygular, düşünceler barındırabiliriz. Belki ne konuşabilir ne anlatabilir ne de yazabiliriz. Bu noktada neye ihtiyacı olduğunu insan kendisi bilebilir, başkası değil. Belki size iyi gelecek bir yazarın kitabını okumak ya da sessiz bir ortamda kendinizle kalabilmek veya bir yürüyüşe çıkmak. Seçenek size kalmıştır.
Montaigne ‘Denemeler’ adlı kitabında: “Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi gidişimi aksatırlar diye” yazmıştır. Bu kadar başarılı bir yazarın bile böyle küçük ama kendisi için oldukça mühim hassasiyetleri olabilir. Bunu yazı yolculuğunuzda kendiniz bulmalısınız. Ben kendi adıma, fazlaca birikmişliklerden sonra oturup yazmayı oldukça yorucu buluyorum. Daha kısa aralıklar verdiğimde hem düşüncelerimden hem de yazılarımdan daha emin oluyorum.
Ama şu bir gerçek ki gerçekten yazmak ya da okumak isteyenler bunun bitecek bir yolculuk olmayacağını bilirler. Her gün yazarken cümlelerle açmaya çalıştığımız bu kapıların, aslında kendi iç yolculuğumuzda bizi nereye varmak istediğimizin de bir göstergesi olabiliyor.