KENDİMLE ARAMDAKİ MESAFE
Bunu ilk kez burada söylüyorum.
Bazı sabahlar aynaya baktığımda, kendime “Nasılsın?” diye soracak cesareti bulamıyorum. Çünkü cevap uzun. Çünkü cevap dürüst. Ve çünkü cevap, aceleye gelmiyor.
Hayatımda her şeyin bir ritmi var artık; ama bu ritmin içinde bana ayrılmış bir durak yok. Uyanıyorum, yetişiyorum, hallediyorum, cevaplıyorum. Gün bitiyor. Ben bitiyorum. Ama kimse fark etmiyor. Fark edilmemek değil bu, daha tuhafı: Ben bile fark etmiyorum bazen.
İnsan en çok kendini ihmal edince kayboluyormuş, bunu geç anladım.
Kor Dergisi’ni bu yüzden seviyorum galiba. Çünkü burada “İyi misin?” sorusu nezaketen sorulmuyor; gerçekten cevabı bekleniyor gibi. Burada cümleler koşmuyor, nefes alıyor. Ve insan, nefes alan cümlelerin arasında kendi sesini yakalayabiliyor.
Uzun zamandır kendimle konuşmuyordum.
Başkalarıyla çok konuştum.
İçimden geçenleri susturmayı, ertelemeyi, üstünü örtmeyi öğrendim. “Güçlü görünmek” dediler buna. “Dayanmak” dediler. Ama kimse şunu söylemedi: Dayanmak bazen insanın kendini terk etmesidir.
Bir gün durup şunu fark ettim: Ne hissettiğimi anlatamıyorum artık. Çünkü hissetmeye bile vakit ayırmıyorum. Her şey hızlı… Hızlı sevin, hızlı üzül, hızlı toparlan. Oysa bazı duygular var; yavaş yaşanmak istiyor. Üzerine düşünülmek, içinde biraz oyalanılmak istiyor. Ben oyalanmayı unuttum. Kendimle baş başa kalınca huzursuz oluyorum; sanki bir şey yapmam gerekiyormuş gibi.
Ama insan bazen sadece olmak ister.
Bir kahve içerken telefona bakmadığım anlar oluyor. Çok nadir… O anlarda içimden geçen ilk şey şu: “Şimdi bunu kimse bilmiyor.” Sonra utanıyorum kendimden. Çünkü bir anı yaşarken kimsenin bilmemesi bana tuhaf geliyor. Ne garip, değil mi? Hayatımı yaşadığımı kanıtlamadığım anlar artık bana eksik hissettiriyor.
Kor’da okuduğum bazı yazılar beni tam buradan yakaladı. Çünkü orada yazarlar “ben” derken çekinmiyor; kırıklarını saklamıyor, güzel görünmek için süslemiyor cümlelerini. Okurken şunu hissediyorsun: “Bak, yalnız değilsin. Ben de buradayım. Ben de karışığım.”
Belki edebiyat dediğimiz şey tam olarak bu yüzden var. Birbirimizin içini dikizlemek için değil; birbirimize “Ben de böyleyim,” diyebilmek için.
Şu sıralar kendimle aramdaki mesafeyi kapatmaya çalışıyorum. Büyük kararlar almıyorum, hayatı baştan yazmıyorum. Sadece biraz duruyorum. Bir duygunun yanından hemen geçip gitmiyorum. Canım acıyorsa “Acıyor,” demeye çalışıyorum. Mutluysam onu aceleyle tüketmiyorum.
İyileşmek dediğimiz şey belki de tam olarak budur: Kendine yetişmeye çalışmak.
Bu yazıyı yazarken mükemmel cümleler kurmak istemedim; doğru cümleler kurmak istedim. Çünkü Kor’da yer almak, bana göre biraz da cesaret işi. İnsan kendi içine bakmadan buraya yazamıyor. Eğer bu yazıyı okuyan biri varsa ve şu an içinden “Ben de böyleyim,” diyorsa… İşte o zaman tamam. Ateş yerini bulmuş demektir.