YILLAR SONRA
Onu gördüğüm an, içimde yeşerttiğim koca bir yuva enkaz altında kaldı sanki. Kalbim durdu sandım, ardından bana ceza verirmiş gibi daha sert atmaya başladı.
Yıllar sonra aynı sokakta karşılaştığım adam, Korhan.Hayatımın en güzel yanılgısı.
Göz göze geldiğimiz an akrep ve yelkovan sessizlik yemini etti, zaman durdu. Sokaktaki tüm uğultular kayboldu. İnsanlar yanımızdan geçip gidiyordu ancak bu hazırlıksız karşılaşma bizi geçmişten karelerle dolu bir anı mezarlığına hapsetti.Onun yüzü yorgun, gözleri dalgındı. Ben iyiydim, yalnızca çok tanıdık bir yabancıya bakmanın verdiği kısa bir sersemlik vardı üzerimde.
Yan yana durduk, eskiden omuzlarımız ayrılmadan yürürdük bu sokaklarda. Şimdi aramızda görünmez bir uçurum vardı.
“Nasılsın?” dedi. Bir zamanlar kaybettiğimiz her şeyi fark etmişçesine yas kokan bir sesle. “İyiyim.” dedim sadece. İlk defa bunu söylemek bana ağır geldi. Çünkü söylediğimde samimiydim. Ancak o gözbebeklerinde kocaman bir enkaz taşıyarak bakıyordu bana. “Ben pek iyi değilim.” dedi kısık bir sesle. “Sen gittikten sonra, hiçbir şey iyi olmadı.”Kalbimde ufak bir sızı hissettim. Çünkü bir zamanlar onu bu hâlde görmek istemeyecek kadar çok değer vermiştim.
Bir banka oturduk. Aramızda geçip giden yıllar vardı. Kırılmış kalpler, yarım kalmış vedalar, dilenmemiş özürler…
“En çok neyi özledin?” diye sordu, gözlerinde umut kırıntıları gizliydi. Derin bir nefesle doldurdum ciğerlerimi. “En yakın arkadaşımı özledim. Her şeyi mahvetmeden önceki seni özledim.” Gözleri doldu, ellerinde ufak bir titreme vardı. Bunu yansıtmamak için bir dal sigaraya uzandı. “Biz artık birbirini çok iyi tanıyan iki yabancıdan ibaretiz Korhan. Dikkat et kendine. Rüzgâr tenini incitmesin.” Gitmek için kalktım. Ona söyleyeceğim son sözler bunlardı. Ancak o; elimi tutmak, gidişimi engellemek için uzandı. Parmakları havada kaldı, vazgeçti. O vazgeçiş, bütün geçmişimizin gizlendiği körpe bir mezardı. Arkamı döndüm. Yürümeye başladım.
Üç adım sonra vitrindeki camda yansımamı gördüm. Parmağımdaki yüzük güneşte parlıyordu. Göz ucuyla ona baktım; başını ellerinin arasına almış, sessizce sigara içiyordu.Durmadım.
O gün orada öğrendiğim şey şuydu: Bazı insanlar, seni sevdiği hâlde kaybeder. Ve seni gerçekten sevdiğini, artık geri alamayacağı zaman anlar.
Korhan orada kaldı. Ben eve döndüm.
Ve gecenin karanlığında, yıllar sonra ilk kez sessizce ağladım. Yanımda uyuyan adama belli etmemek için ufak bir hıçkırık bile kaçmadı dudaklarımdan. Ağladım çünkü aslında en ağır acı, artık geri dönemeyecek kadar mutlu olmaktı.
Aslıhan Ülkü Topay’ın “Yıllar Sonra” hikayesi, insanı tam on ikiden vuran o “eski sevgiliyle tesadüfen karşılaşma” anını çok damardan anlatmış; hani o parmağındaki yüzüğün parlaması ve yanındaki adama belli etmeden sessizce ağlama sahnesi insanın içini gerçekten parçalıyor. Duyguların o kadar net ve yaşayan bir dille verilmesi harika; insanın başına gelse tam olarak böyle hisseder, böyle donup kalırdı dedirtiyor. Ama hikaye bir yandan da Yeşilçam filmlerinden fırlamış gibi biraz fazla dramatik; o “rüzgar tenini incitmesin” lafı falan gerçek hayatta söylemeye kalksan biraz fazla kitabî ve ağır kaçar. Bir de karakterin “artık geri dönemeyecek kadar mutlu olduğu için” ağlaması çok derin bir düşünce olsa da, finalde sanki o anki hayatına bir haksızlık ediyormuş gibi bir tat bırakıyor insanda, bu da okuyucuyu biraz ikilemde bırakıp huzursuz ediyor.
Geçmişle yüzleşmenin acısını çok güçlü ve sinematografik bir dille anlatmışsınız. Atmosferi ve duyguyu okura çok net geçirmişsiniz. Kalemine sağlık.
Bazı vedalar söylenmez, yaşanır; siz bu vedayı adeta yaşattınız. “Her şeyi mahvetmeden önceki seni özledim” cümlesi, kırgın bir kalbin en net özeti olmuş. Finaldeki ters köşe duygu (mutlu olduğu için ağlamak) hikayeyi sıradanlıktan çıkarıp derin bir edebi esere dönüştürmüş