RUHUN ANA VATANI: DOSTLUK
İnsan, bu dünyada bir göçebedir; yanına ne alırsa alsın, sonunda sadece kendisiyle kalacağını sanır. Oysa dostluk, bu büyük yanılgının ortasında açan mor bir zambaktır. Dünya bizi birer sayıya, birer veriye ve geçici heveslere indirgerken; bir dostun karşısında, üzerimizdeki tüm kimliklerden sıyrılıp sadece “kendimiz” olarak kalırız. Bu, paranın satın alamayacağı, hırsın ulaşamayacağı tek zenginliktir. Dostluk, zamansız bir emanet hükmünde, kalbimizde masmavi bir gökyüzü inşa eder.
Kelimelerin yetim kaldığı anlarda başlayan şiirdir dostluk. Bazı bağlar vardır ki, onları anlatmaya çalışmak denizi bir bardağa sığdırmaya benzer. Dostluk; sadece güzel günlerin neşesi değil, ruhun en zifiri gecesinde avucuna bırakılan o adsız sıcaklıktır.
Dost, ruhun nabzını tutar. Herkes sesini duyar, ama sadece dostun o sesin ardındaki titremeyi sezer. Dostluk, bir başkasının yarasına dokunurken parmak uçlarında şifa taşıyan bir simyacıdır.
Yıllar geçer, yüzler değişir, şehirler yıkılır… Fakat bir dostla bölüşülen o içten gülümseme, zamanın dışına fırlatılmış bir yıldız gibi parlamaya devam eder. Bu, insanın kendine bıraktığı en soylu mirastır. Bu yüzden dostluk görünmez bir servettir
Hayat bazen akordu bozuk bir saz gibidir; hangi tele vursan hüzün verir. İşte o anlarda bir dost çıkıp gelir, senin yarım bıraktığın ezgiyi tamamlar. Onun varlığı, hayatın o karmaşık gürültüsünde duyduğun tek berrak tınıdır.
Bir dostun bakışı, insanı kendi içindeki o çıkmaz sokaklardan çekip alan bir pusuladır. O pusula kuzeyi değil, her zaman merhameti ve hakikati gösterir. Bizler, birbirimizin eksiklerini tamamlamak için değil, birbirimizin tamlığına şahitlik etmek için seçiliriz.
Gerçek zenginlik; bir omuzda ağlayabilmenin lüksü değil, o omzun senin için bir limana dönüşeceğinden emin olmanın getirdiği o tarifsiz huzurdur. Dostluk, insanın kendi gurbetinde bulduğu tek ana vatanıdır.
Her şeyin hızla tüketildiği, sevginin bile bir “ekran kaydırması” kadar kısa sürdüğü bu çağda; bir insanın kalbine demir atmak ve orada unutulmamak… İşte asıl saltanat budur. Dostun varsa, dünya seni asla yutamaz; çünkü senin kıyıların, bir başkasının dualarıyla korunmaktadır.
Dostlukta ruhlar o kadar derin bir şekilde birbirine karışır ve kaynaşır ki, onları birleştiren dikişi artık kimse bulamaz. Ve ruh ana vatanında tüm telaşlardan arınmışlığın huzurunu yaşar.
Dostluğu bir kavram olmaktan çıkarıp bir sığınak, bir ana vatan haline getirmişsin. Her cümlede merhamet var, hakikat var. Bu yazı uzun süre insanın içinde kalıyor.
Okudukça insan kendi hayatındaki dostları düşünüyor. Kalemin daim olsun…