HAYALİ OTEL A.Ş.
Çalıştığım pansiyonun 4-12 vardiyasından çıkıp evime gitmek için otobüse bineceğim durağa ilerledim. O gün iş benim için çok rahat geçmişti çünkü pansiyonun kapısını bir Allah’ın kulu açmamıştı. Temizlikçi de izinli olduğu için tüm akşamı kitap okuyarak geçirmiştim. Yatsıdan sonra yarım saat kestirip babamın “boş hayaller” olarak bahsettiği o hayallere daldım.
Ekseriyetle çiftlik kurmakla ilgili olan bu hayallerin fazla bir detayı yoktu. Gececi çocuk geldiğinde boş kasayı ona devredip hızlıca pansiyondan çıktım. Yorgun değildim, keyfim yerindeydi. Kulaklıklarımı takıp Julio Iglesias’tan bir şarkı açtım. Yüzüme vuran serin sonbahar rüzgârı eşliğinde kendi kendime eğleniyordum.
Otobüs durağına geldiğimde karşımda her gece gördüğüm ama bu kez gözüme inanılmaz albenili görünen üç katlı metruk binayı fark ettim. Hikâyesini biliyordum. Yaklaşık yetmiş yıllık kâgir bir binaydı. On sene öncesine kadar üstteki iki dairede yaşayanlar vardı, giriş katındaki dükkân ise eczaneydi. Daire sakinleri taşınıp eczacı da kepenkleri indirdikten sonra bina yavaş yavaş çürümeye başlamıştı. Şu an pencereleri tahtalarla kapatılmış, apartman girişine asma kilit vurulmuş bir hâlde yıkılmayı bekliyordu.
Gözüme albenili görünmesinin sebebin binanın üzerinde gözlerimi gezdirince anladım. Sarı zemin üstüne siyah yazılı bir brandada kocaman harflerle “SATILIK” yazıyordu. İlandaki numarayı telefonuma “Sabah Ara Satılık” diye kaydedip yapının sağına soluna alıcı gözüyle bakmaya başladım. Bir süre sonra son otobüsü kaçırmamak için saatime göz attığımda daha on beş dakika bekleyeceğimi fark ettim.
Bu süre, binayı değerlendirmem için yeterli geldi. Önce kafamın içinde ne yapacağımı tasarladım. Bulmam çok zor olmadı: Otel yapacaktım. İsmini tam o an koydum: “Hayalî Otel”. Burası benim çalıştığım pansiyondan çok daha büyüktü. Her katına en azından altı oda sığdırdım. Bodrum katına bir kahvaltı salonu, girişe de küçük bir resepsiyon ekledim. Resepsiyonun arkasına da kendim için ufak bir patron odası hazırladım. Böylece hem elemanları kontrol edebilecek hem de istediğim zaman odamdan çıkıp misafirleri karşılayabilecektim.
Binanın dış cephesini hiç beğenmediğim için orada da birkaç değişiklik yaptım. Önce güzel bir sıva çektirip binayı tepeden tırnağa koyu griye boyattım. Ardından siyah panjurlar taktırarak dışarıdan lüks bir hava verecek minimal bir tasarım oluşturdum. İşleyiş için iki genç resepsiyonisti işe aldım. İlk başlarda işlerin yavaş ilerleyeceğini tahmin ettiğim için üçe gerek yoktu; bir vardiyayı ben döndürürdüm, iki vardiyayı da elemanlar idare ederdi. Temizlik işini de müşteri potansiyeli artana kadar tek kişiyle çözdüm.
Derken gurbetçi sezonu açılınca işleri iyice toparladım. Önce kendi otelimin yanındaki o sapasağlam apartmanı satın almaya niyetlendim ama beceremedim. Sonra gidip bankaya oteli ipotek ettirdim, yüklü bir kredi çektim ve o binayı zar zor aldım. Bir süre gerçekten belim büküldü. Kredinin taksitleri o kadar ağırdı ki bütün kazandığımı bankaya öder olmuştum. Fakat turistik geziler sağ olsun, bana can suyu oldu. Beş yılın sonunda tüm borcumu kapatıp kırk odalı bir otele sahip oldum.
Otel çok iyi işliyordu ama bu kez de elemanlar tarafından disiplinsizlik ve işe geç kalmalar baş gösterdi. Üstelik sayıları artınca onlarla uğraşmak da giderek zorlaşmıştı. Çevredeki otellerden emekli olmuş yaşlı kurtlardan birini bulup otelin başına müdür yaptım. Adam ilk başlarda çok sağlam çalıştı. Eski elemanları hizaya getirdi, disiplinsizlik sorunlarını çözüp harika bir düzen oturttu. Maaşı biraz tuzluydu ama son kuruşuna kadar hak ediyordu. Ta ki onun bir hırsız olduğunu anlayana kadar… Meğer tek hırsız o da değilmiş. Bizim muhasebeciyle bu müdür eskiden başka bir otelde on yıl birlikte çalışmışlar. İşlerinde o kadar ustalarmış ki ben ruhum bile duymadan soyulmuşum. Hâlbuki müdürünyanımda işe başladıktan sadece iki yıl sonra sıfır araba çekmesinden bir terslik olduğunu anlamalıydım.
Sonrasında akıl almaz bir otopark sorunu yaşamaya başladım. Kriz öyle bir hâl aldı ki müdürün hırsızlığını bir süreliğine görmezden gelmek zorunda kaldım. Otelin çevresinde satın alınabilecek diğer binalara bakmaya koyuldum. Her yer ıssız ve metruktu ama hayalimde araç sahipleri park yeri bulamadıkları için başka otellere yönelmeye başlamıştı bile. Çözüm bulmak umuduyla hızlıca karşı kaldırıma geçtim. Otel yapacağım binanın arkasında, hatırladığım kadarıyla bahçeli bir gecekondu vardı. Hâlâ yerinde olup olmadığını kontrol etmek için adımlarımı hızlandırmıştım ki az önce ayrıldığım kaldırımdan hızla bir otobüsün geçip gittiğini duydum.
O an durup gecekondusuna daoteline de kaçan otobüsüne de saydırarak kahkahalarla gülmeye başladım.
Sinirimden, kafamdaki oteli başkasına satıp eve yürüyerek döndüm.