21 Ekim 2026, 00:29:09
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 15°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
15°C
Parçalı Bulutlu
Çar 17°C
Per 20°C
Cum 21°C
Cts 18°C

Hayat Hayatlıyor

Hayat Hayatlıyor
20 Ekim 2026 15:59
40
A+
A-

Son zamanlarda sosyal medyada sık sık bahsi geçen “hayat hayatlıyor”u birlikte yorumlayalım. Gerçekten hayat mı hayatlıyor yoksa biz hayatın içindeki o anları daha çok mu fark etmeye başladık?

Çoğumuzun yaşamı rutin hâline gelerek aynı tempoda devam ediyor. Okula git, eve gel, işe git, eve gel… Ve daha niceleri. Bir süre sonra bu rutin, hayatın kendisiymiş gibi gelmeye başlıyor. Günler birbirine benziyor, haftalar ayları kovalıyor. Takvim yaprakları değişirken biz çoğu zaman ne zaman değiştiğimizi bile fark etmiyoruz.

Oysa bazen bütün bu rutinin dışına çıktığımızda bizi gerçekten iyi hissettiren şeylerle karşılaşıyoruz. Bir etkinlik yaptığımızda, biriyle tanıştığımızda, daha önce hiç gitmediğimiz bir yere gittiğimizde ya da sadece uzun zamandır görmediğimiz biriyle oturup konuştuğumuzda… Bir şeyler değişiyor. İçimizde, günlük telaşın arasında sessizce unuttuğumuz bir yer yeniden hareketleniyor.

Belki de tam olarak o anlarda “hayat” dediğimiz şeyin ne olduğunu hatırlıyoruz.

Bir şeyler düşündüğümüzde o içsel huzurun adını koymaya başladık. “hayat hayatlıyor” demeye başladık. Günlük koşuşturmanın, bir yerlere yetişme telaşının içinde bulunduğumuz anı yaşamayı neredeyse unuttuk ve o an yaşadığımız zamanlara ise “hayat hayatlıyor” ismini koyduk.

Peki neden?

Neden yaşadığımız hayatın gerçekten yaşamak olduğunu hissetmek için sürekli bir şeylerin değişmesine ihtiyaç duyuyoruz? Neden bir yere yetişirken, bir iş yaparken veya geleceği düşünürken içinde bulunduğumuz anı kaçırıyoruz?

Belki de sorun hayatın yavaşlamaması değil bizim ona yetişmeye çalışırken kendimizi geride bırakmamızdır.

Günlük koşturmanın, bir yerlere yetişme telaşının içinde bulunduğumuz anı yaşayamıyor; geleceği düşünmekten bugünü fark edemiyoruz. Bir gün her şeyin daha güzel olacağını, daha rahat edeceğimizi, istediğimiz yere geldiğimizde gerçekten yaşamaya başlayacağımızı düşünüyoruz. Fakat o “bir gün” geldiğinde geride bıraktığımız günlerin ne kadarını gerçekten yaşadığımızı hatırlayabilecek miyiz?

Belki hayat aslında hiçbir zaman durmuyor. Hayat sürekli devam ediyor. Biz ise bazen onun içinde değil sadece kenarında durup onu izliyoruz.

Çocukken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Bir yaz mevsimi bitmek bilmez, bir gün saatlerce sürerdi. Büyüdükçe zaman hızlandı sanıyoruz. Belki zaman hızlanmadı, biz anların içinden geçerken onlara eskisi kadar dikkat etmemeye başladık.

Bir kahvenin soğumasını beklemeden içiyoruz. Bir şarkıyı sonuna kadar dinlemeden değiştiriyoruz. Bir arkadaşımızla konuşurken telefonumuza bakıyoruz. Bir yere giderken varacağımız yeri düşünüyoruz. Eve geldiğimizde ertesi günü, ertesi gün geldiğinde ise daha sonrasını…

Ve sonra bir bakıyoruz, hayat olmuş bitmiş.

Belki de “hayat hayatlıyor” dediğimiz şey tam olarak budur. Uzun zamandır gerçekten yaşamadığımızı fark ettiğimiz o kısa an. Bir anlığına durup etrafımıza baktığımız, “Ben ne zamandır böyle hissetmemiştim?” dediğimiz o duygu.

Belki hayatın hayatlıyor olması için büyük olaylara ihtiyacımız yoktur. Bazen güneşin yüzümüze vurduğu bir sabah, sokakta duyduğumuz tanıdık bir koku, uzun zamandır konuşmadığımız biriyle yapılan kısa bir sohbet ya da yalnızca kendimizle baş başa kaldığımız birkaç dakika yeterlidir.

Çünkü hayat, yalnızca başımıza gelen büyük şeylerden ibaret değil. Hayat biraz da fark ettiğimiz küçük şeylerin toplamı.

Ve belki de asıl mesele, hayatın bizi ne zaman yaşatacağını beklemek değil bizim hayatın içindeki o küçük anları ne zaman fark edeceğimizdir.

ETİKETLER: , ,
Tuğçe Kar, 2006 yılında Kahramanmaraş'ta doğdu. İnsanları, ilişkileri ve hayatın görünmeyen yanlarını gözlemlemeyi seviyor. Yazılarında kadın, insan ve gündelik hayat üzerinden iç dünyaya dokunan konuları ele alıyor. Yazmayı, kendini ve dünyayı anlamlandırmanın bir yolu olarak görüyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.