ESCOBAR’IN KEDİSİ
Gemiyi kaçırmazsam cinnet beni kaçırır,
İhtimal ki ölüm orucu başlar iş bulamazsam,
Kitaplarımı çöpe atarlar uyuyakalırsam,
Hayal olurum belki güzelavrat otuyla tanışırsam.
Şiiri bitiremezsem beni bu kentte yaşatmazlar
Ya da nüfustan düşülürüm bir kelime edecek olursam.
Şu çekin tarihi geçerse eğer,
Ruhumun son kullanımını erkene alırlar;
Nil’deki Musa ölür,
Bebeğin kundağı parçalanır.
Telefon etmeliyim,
Yetkili kimse…
Güz geliyor, büyüyecek üşümelerimiz.
Elimi getirmeliyim, tutup getirmeliyim
Gelecekle el sıkışması için.
Geçmiş gecelerdeki gözler
Ağlamak için değildir artık.
Kalbimi duymalıyım, nasıl duyacaksam…
Stetoskop ne işe yarar ki?
Çünkü kalp benim için bir doktordan daha fazlası gibi.
Yağmurları üşüttüm biraz,
Ağaçları kel bıraktım
Cenazeme çelenk için.
Eğer kedi sevseydim
Bir şair olurdu Escobar.
Gözlerimin altındaki mor renkli çiçeklere dokunmalıyım,
Çökmeliyim yere, gözlerim yukarıda,
Konuşmalıyım onunla.
Biraz Blues… Tanrım, yardım et Bob’a!
Geçmişimle geleceğim arasındaki köprü
Beni dünyaya mı kavuşturacak,
Yoksa beni boşluğa mı savuşturacak?
Bırakın… Boğsun beni Dicle, Fırat ve Nil.
Bırakın… Yetişmesin yazısına.
Bırakın… Kaderinin ellerinden tutmasın.
Bırakın… Bilmesin.
Bırakın… Yorulmasın.
Bırakın… Gelmesin.
Bırakın… Doğrulmasın.
Peki, peki, peki…
Neden, neden, neden o kundaktaki bebek neden boğulmasın?