BİZLER ŞÜKRETMEYİ UNUTAN BİR TOPLULUK HÂLİNE GELDİK
Bazen durup şöyle bir hayatımıza bakıyorum da…
Galiba bizler gerçekten de elimizdekilerin kıymetini bilmeyi, şükretmeyi unutan bir topluluk hâline geldik. Sahip olduklarımızın değerine sarılmak yerine, eksiklerimizi listeleyen; bize ait olmayan şeylerin peşinde sürüklenen insanlara dönüştük.
Bir şeyin yokluğu zihnimizde öyle büyük bir mesele hâline geliyor ki, elimizin altındaki güzellikler yavaş yavaş anlamını ve değerini kaybediyor.
Sabah gözünüzü açıp şöyle bir etrafınıza baktınız mı hiç?
Sağlığınız yerinde, yanınızda hayatınızın parçası olan sevdikleriniz var. Sığınacak sıcacık bir yuvanız var…
Peki ama gözünüzü açtığınızda ilk neye sarıldınız?
Tabii ki son model telefonunuza. Sosyal medyada gezinip başkalarının ekranlara yansıyan hayatlarını kendi gerçekliğinizden daha güzel buldunuz, değil mi?
Onun evi daha geniş, daha konforlu…
Komşunun arabası son model…
En yakın arkadaşınızın maaşı sizden daha yüksek…
Tanımadığınız birinin sosyal medyasına attığı fotoğraf daha çok beğeni almış…
Liste uzayıp gidiyor.
Oysa unuttuğumuz çok temel bir şey var: Belki de bir başkası, tam da şu an sizin yaşadığınız hayata bakıp imreniyor.
Sabah uyandığınızda annenizin o içten ve sevgi dolu sesini duyabiliyorsunuz. Bu ses size sıradan bir günlük detay gibi gelebilir; ama aslında hayatın sunduğu en güzel mucizelerden biridir.
Akşam eve geldiğinizde kapıyı açan bir “Anne!” sesi, yorgunken belki kulağınıza büyük bir şey gibi gelmez. Ama bir başkası, o tek bir kelimeyi duyabilmek için nelerini vermezdi…
Bir sofraya oturup sıcak bir lokma yiyebilmek…
Oysa o tek bir lokmaya ulaşabilmek için canıyla sınanan, yaşam mücadelesi veren binlerce insan var bu dünyada.
Hayatın asıl amacı neydi? Sahip olduklarımızın tadını çıkarmak, her anın kıymetini bilmek olduğunu unutup hep “bir sonraki” şeye sahip olursak mutlu olacağımızı sanıyoruz.
En büyük yanılgımız da tam olarak burada başlıyor.
Çünkü bizler, “Bir gün şuna da sahip olursam dünyanın en mutlu insanı olacağım.” diyerek ömrümüzü tüketiyoruz.
Oysa hayat bizlere her gün dünyanın en önemli ve en yalın sorusunu soruyor:
“Şu an sahip olduklarının gerçekten farkında mısın?”