SECCADE VE SOKAK
Öyle derin ki yüzündeki çizgiler, anne,
Sanki her biri benim saptığım yanlış sokakların haritası.
Sen her gece seccadende dünyayı temize çekersin de,
Benim üstüme siner bu şehrin isi, pası, fırtınası.
“Üşütme,” dersin pencereden arkamdan bakarken,
Bilmezsin anne, içimiz üşüyor bizim sırtımız pekken.
Dizlerim kanardı hani mahalle maçlarında çocukken,
Şimdi kalbimiz kanıyor yarını düşlerken.
Sokaklar tekinsiz, anne, sokaklar soğuk beton,
Burada merhamet ucuz, insanlık kaç ton?
Sen duadasın, bense dipsiz bir kuyuda,
Dönüp duruyorum karanlıkta, sanki kabustan bir uykuda.
Biliyorum, “Bulaşma,” dedin o kirli gölgelere,
Ama gölgeler dadandı, anne, doğduğumuz evlere.
Biz adaleti aradık kırık dökük kaldırımlarda,
Bir gençlik bırakıldı o soğuk akşamlarda.
Yine de sesin kulağımda bir zırh gibi kalır:
“Oğlum, hakkını yedirme, gerisini Allah alır.”
Ben senin o helal lokmanın peşindeyim hâlâ,
Savaşım dünyayla değil, anne, rehin alınan hakla hukukla…