15 Ekim 2026, 07:16:52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 13°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
13°C
Hafif Yağmurlu
Per 13°C
Cum 9°C
Cts 13°C
Paz 14°C

İÇİMDEKİNE MEKTUP

İÇİMDEKİNE MEKTUP
6 Ekim 2026 16:47
169
A+
A-

 

Lambam, gece battaniyem…

Perdenin ardından sızan ışık ve gölgeler…

Zihnimdeki gayriihtiyari tahayyüller bedenimi harekete zorluyor.

Tüm gün ve gece, uykuda ve benliğimin olduğu her yerde… Beni zamandan, mekândan, ait olduğum yerden haşince koparıyor.

Beynimi ateşli bir iltihap sarmış.

Bedenim mekânda kalmakta dirense de zihnim çoktan göçmüş.

İçimde, amansız bağımlılıklara düçar olmuş bir mahkûmun, en zerresine kadar halüsinasyonlarla şifa diye arzuladığı zehre duyduğu tutku var.

Düşüncelerimin karanlığında odayı yarı ışıtan turuncu ışık, yüzümdeki ve bedenimdeki tüm kusurları örtüyor.

Çabasızca…

Hayallerimin hıncıyla yürüyen ayaklarımın altına kordan bir alev ilişmiş.

Yatağın serin yumuşaklığında bunu daha iyi hissediyorum.

Aynaya gölgeyle düşmüş aksimi büyük bir hayranlıkla izledim. Karşımda güzel bir kadın…

Orada, tam orada… Öylece duruyor. Sırtını bir tül gibi kaplamış uzun kumral saçları, ışıkta ipek gibi parlıyor.

İnce bedeni, ruhunun ateşli sancılarına hastalıklarla mektup yolluyor… Okuyanı yok yahut okuyan hastalıkça bilmiyor.

Ben de bilmiyorum.

Yalnızca güzel bir kadın görüyorum; konuşmamı bekleyen… O bekliyor, ben gitmiyorum.

Sorusu var, dünden kalma.

Hakkı da var cevap almaya… Ama ceplerim hiç dolmadı ki. Attığım adımlar yüz binlerce de olsa yürüdüğüm yer sadece dağınık bir oda… Ne toplayabilirdim ki?

Öfkeden başka…

Ne görebilirdim soğuk ve kirli dört duvardan başka? Çaresizlikten, kırgınlığımın içine sızan yelden başka ne cevap verebilirdim yarım kalan sohbetin hatırına? Hayır hayır, sohbet yarım kalmadı. Ben gittim, ışık yandı, büyü bozuldu… Son bir cesaret, şunu iliştirdim aynanın kıyısına: İçimdeki çocuğa gelince, uzaktan da olsa ona bakabilme cesareti buldum kendimde. Uzaktan seslendim: “Yarın birlikte bisiklet sürmek ister misin? Gel, kuşlarla yarışalım. Yorulalım, sonra gidelim balkona; sen portakal suyunu al, ben de gazozumu. Hadi, Alaaddin’in uçan halısına binip Binbir Gece Masalları’na kaçalım. Sıkılırsak Peter Pan’ın ülkesine gideriz, olmadı Alice’in Harikalar Diyarı’na uzanırız. Heidi’ye el sallar, Küçük Prens’in sarı atkısında dolaşırız. Gülünü kıskandırır, notalara karışırız; bir buluta tırmanır, yağmur damlası oluruz, düşeriz okyanusun ortasına, Robinson’a selam veririz. Dalgalar bizi kıyıya vursun; sen gel benimle, Don Kişot’la tanışalım, Pinokyo’nun uzayan burnunda zamana meydan okuyalım. Bırak parmak çocuk büyümek istesin, biz çocuk kalalım. Bu sası karanlığa inat, çalalım Kibritçi Kız’ın son kibritini. Ufkun tunca boyanmış saçları dalgalanırken sonsuzluğun sınırında, biz Rapunzel’in saçlarına kuralım soframızı. Herkes Çıplak Kral’ın kuş tüyü yataklarında uyusun, biz pamuk tarlalarında düşelim düşlere. Güneş karanlıkları selamlarken limandaki beyaz gemi alsın bizi bu lâl rıhtımdan, bıraksın renklere. Pespaye gökkuşağı kıskansın bizi, biz berceste bir vaveylayla yakalım kandilimizi. Renkler birbirine karışsın, biz açalım bu görünmez düğümü. Ey çocukluktan mahrum kalmış, büyümeye zorlanmış çocuk! Nedir sendeki bu hicap? Hangi oyuncağını çaldılar ki sende bu lâlüebkem meyusluk? Lavantanın, gülün, karanfilin, papatyanın rayihalarıyla karışsın ninniler… Gel, biz ezgilerinden çorba yapıp içelim. Sonra kırlardaki bıkkın çobanın kavalından uçup kuzuların yâreniyle tanışalım. Koşalım, gidelim, annemizin dizinde kendi masalımızı yazalım. O masal ki anne kokusuyla yakamoza karışsın; nazenin ay imrensin, yıldızlar gücensin. Senle ben çocuk, senle ben… Gel, meftun olalım çocuklara. Eyvallah diyelim Küçük Prens’in de yakındığı büyüklere, biz miniklerin kurduğu salıncaklarda sallanalım. Büyüklerin yakınmalarını değil çocukların hayattan haberlerini dinleyelim. Hadi, sen de bana anlat, ben de seni dinleyeyim” dedim ama sanırım onu çok fazla incitmişim. Ona en büyük kötülüğü, ondan büyümesini isteyerek yapmışım.

 

 

Sivas/Suşehrili'yim Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesin'de 2. Sınıf öğrencisiyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.