15 Ekim 2026, 06:08:23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 13°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
13°C
Hafif Yağmurlu
Per 13°C
Cum 9°C
Cts 13°C
Paz 14°C

ÇİKOLATADAN HEYKEL

ÇİKOLATADAN HEYKEL
6 Ekim 2026 18:11
187
A+
A-

Zamanın birinde Pasifik Okyanusu’nun açıklarında, “Çikolata Adası” denen büyük bir ada ülkesinde, kendilerine “Solippolar” ismini veren bir halk yaşarmış. Bu ada dünyanın en kaliteli kakao ağaçlarına sahipmiş. Ağaçlarının meyveleri çok kaliteli, meyvelerin içleri de dolu doluymuş.

Solippolar, yıllar içinde kendilerini çikolata ustalığında geliştirmişler ve dünyanın en gelişmiş çikolata üreticisi olmuşlar. Gelirlerini çikolatadan kazandıkları için adalarının tam ortasına büyük bir “Çikolatadan Heykel” dikmişler.

Bu heykel tam doksan metre yüksekliğinde ve yirmi metre genişliğindeymiş. Her bir parçası çikolatadan oluşuyormuş, şekli de Solippolar’ın çikolatayı işlemeyi keşfeden mühendisine benziyormuş.

Solippolar, ülkelerinde ürettikleri çikolatanın en kalitelisini bu heykeli güçlendirmek ve yenilemek için kullanırken ülkelerinin dışına bundan biraz daha az kaliteli çikolatalar gönderiyorlarmış. Hatalı ve tatsız çikolatalar ise kendilerine kalıyormuş.

Bu halk çikolata üretiminde o kadar ustaymış ki en hatalı ürünleri bile Belçika çikolatasından da İspanya çikolatasından da İngiltere çikolatasından da daha lezzetliymiş.

Zamanla yağmurlar artık eskisi kadar bereketli yağmamaya başlamış. Kakao ağaçları ihtiyaçları olan suya ulaşamadıkları için meyveleri susuz kalmış. Susuz kalan meyveler iyi çikolata verememiş. Böylece ülke çok zor bir durumun içine sürüklenmiş.

Kıtlık o kadar uzun sürmüş ki Solippolar evlerine çikolata götüremez olmuşlar. Dış ülkelere çikolata gönderemedikleri için onlardan takas yoluyla aldıkları ürünleri de alamamışlar. En önemlisi de ülkelerinin simgesi olan “Çikolatadan Heykel” için gereken onarımları yapacakları çikolatayı üretememişler.

Solippolar, her şeyden ziyade heykellerini güzelleştiremediklerine üzülüyorlarmış. Heykelin bakım ve onarımı adına gereken çikolata için bankalarında sakladıkları çikolataları kullanmaya başlamışlar. Ancak bu durum sadece birkaç ay idare edebilmelerini sağlamış.

Tüm halk heykelin önünde toplanıp gereken yağmurun yağması için her gün dualar ediyormuş. Tüm bunlara rağmen bir damla bileyağmur dökülmüyormuş. Yağmur yağmadığı için Solippoların ellerindeki gıdalar da tükenmiş ve sonunda herkes aç kalmış. Kenarda köşede aç karınlarını doyurabilmek için bir parça bile çikolata bulamaz olmuşlar.

Tüm ülke heykelin akıbetini düşünerek bir çözüm bulmaya çalışırken devlet başkanı bir yarışma düzenlemiş. “Çikolatadan Heykel”in önüne geçip halkına şöyle demiş: “Kıymetli halkım! Biliyorum hepimiz zor durumdayız. Heykelimiz ise çok daha zor durumda. Bir çözüm bulmanız için sizlere yalvarıyorum. Heykelimizin hayatta kalmasını sağlayacak fikir kim tarafından bulunursa o ve ailesi ömür boyu ürettiği tüm çikolatayı kendine saklayabilecek. Devlet için bir parça çikolata vermesine gerek görülmeyecek.”

Halk bu fikri beğenmiş ve o günden sonra devlet görevlilerine tonlarca mektup göndermiş. Heykelin bölünüp saklanmasını önermiş bazı kişiler; bazılarıysa onu battaniyelerle örtmeyi, bazıları okyanusun derinliklerine gömmeyi önerirken bazıları da üzerine çimento dökmeyi.

En şaşırtıcı teklif bebekleri günlerce aç kalmış olan annelerden gelmiş: “Açlıktan sütümüz kesildi.” demiş anneler. “Heykelin derdine düşersek birkaç gün içinde bebeklerimiz ölecek. O heykeli bir an önce parçalayalım. Herkese paylaştırıp karnımızı doyuralım.”

Ancak annelerin bu kararına tüm erkekler karşı çıkmış: “Bu heykel ülkemizin en değerli varlığıdır!” demişler hep bir ağızdan. “Heykel olmazsa bizi temsil edecek hiçbir şey olmaz. Ayrıca heykelin yapıldığı çikolataya layık değiliz biz. Bu kadar kaliteli bir malzeme yalnızca heykelimize yaraşır.”

“Saçmalamayın!” demiş anneler. “Bebeklerimiz büyüyecek ve ülkemizin şanını devam ettirecek. O heykelden göremeyeceğiniz faydayı bu bebeklerden göreceksiniz.”

Bu tartışma tam olarak bir gün boyunca sürmüş. En sonunda erkekler gönülsüzce heykelin parçalanmasına razı olmuşlar. Heykelin yapıldığı çikolata çok besleyiciymiş. Anneler çikolatayı yer yemez bebeklerine bol bol süt vermişler.

Heykelin tadını daha önce bilmeyen halk ise “Biz bu kadar güzel bir şeyi neden daha önce yemedik?” diye sorgulamaya başlamış. Heykelin ayakları da tamamen parçalanınca bulunduğu kaidenin altından bir pınar fışkırmış. Bu pınar ülkeyi geze geze tüm ağaçların köküne sularını salmış. Aylar sonra suya kavuşan ağaçların yaprakları neme doymuş. Nemli yapraklar da havaya süzülüp birikerek yağmur olmuş.

Çocuklarını doya doya besleyen anneler neşelenmiş ve rahatlamış. Çocuklar da büyüyünce ülkelerine katkılar sağlamış. Derslerini almış tüm Solippolar, demişler ki: “En kalitelisine halkımız layıktır her zaman.”

ETİKETLER: , ,
Mustafa Can Oğul, 30 Ağustos 1997’de Edirne’de başlayan yaşam yolculuğunu, kelimelerin ve hayal gücünün sınırsız dünyasına adayan bir yazar ve eğitimcidir. İlk ve ortaöğrenimini doğup büyüdüğü Edirne’de tamamladıktan sonra, edebiyata olan tutkusunun peşinden giderek akademik yolculuğuna İstanbul’da devam etti. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan Oğul, edindiği edebi birikimi çeşitli kurumlarda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak genç nesillere aktardı. Öğrenmenin ve öğretmenin değerine yürekten inanan yazar, yaşamının merkezine okumayı ve yeni dünyalar üretmeyi yerleştirdi. Çocukluğundan beri kalbinde büyük bir yer tutan çocuk edebiyatı sevgisi, onun yazın serüveninde en güçlü pusulası oldu. Bu tutkunun rehberliğinde, çocukların renkli iç dünyalarına dokunan hikâyeler ve okuru sınırları aşan evrenlere taşıyan fantastik kurmacalar kaleme almaya yöneldi. Türk edebiyatına yepyeni dünyalar kazandırma heyecanı taşıyan Mustafa Can Oğul; kelimelerin, eğitimin ve hayal gücünün öncülüğünde edebiyat yolculuğuna ilk günkü hevesiyle devam etmektedir.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.