DAĞLARIN ARASINDA BİR BAŞLANGIÇ
Köy yolunda ilerleyen minibüs her sarsıldığında, içimde de hafif bir kıpırtı duyuyordum. Şehrin gürültüsünden uzaklaştıkça tozlu yol, sanki beni yavaş yavaş başka bir hayata hazırlıyordu. Öğretmenlik hayalimin böyle bir köyde başlayacağını bilmek, içimde hem tatlı bir heyecan hem de derin bir merak bırakıyordu. “Acaba öğrencilerim nasıl olacak?” sorusu, yolun ritmine karışmış hâlde zihnimde dönüp duruyordu.
Minibüs köy meydanında durur durmaz, elindeki defteri göğsüne bastırmış küçük bir kız koşarak yanıma geldi. Yüzünde saf bir sevinç vardı. “Öğretmenim siz misiniz?” diye sordu nefes nefese.
O an içimdeki bütün kaygılar yumuşadı.
“Evet,” dedim gülerek, “Ben yeni öğretmeninizim.”
Okula doğru yürürken taş evlerden yükselen tandır kokusu, uzaktan gelen koyun sesleri ve köyün ağır sakinliği bana bir şey fısıldıyordu: “Burada çok şey öğreneceksin.” Kız çocuğu adımı öğrenmiş olacak ki birden durup, “Öğretmenim, sizi anneme gösterebilir miyim? Çok merak etti de,” dedi.
Bu, köyde karşılaştığım ilk küçük ama unutulmayacak incelikti.
Okula vardığımızda sınıf kapısının önünde toplanmış yirmi kadar çocuk beni bekliyordu. Hepsinin gözleri pırıl pırıldı; sanki yeni silinmiş kara tahtalar gibi. İçlerinden biri utangaçça elini kaldırdı: “Öğretmenim… Burada elektrik bazen gidiyor. Giderse korkmayın, biz size yol gösteririz.”
Sözlerindeki masumiyet içimi ısıttı. Daha tanımadıkları öğretmenlerine duydukları o koruma isteği, mesleğin kalbine dokunan duygulardandı.
Sınıfa girip tahtaya adımı yazdım:
“Ben Umay Öğretmeninizim.”
Sessizliğin içinden ince bir ses yükseldi: “İyi ki geldiniz öğretmenim.”
Kulağıma hafif bir fısıltı gibi değen bu söz, içimde büyük bir sorumluluğa dönüştü.
O gün ders anlatmaktan çok birbirimizi tanıdık. Birinin babası çobanmış, birinin annesi tandırda ekmek pişiriyormuş, bir diğeri kardeşini okula getirmek için hep erkenden kalkarmış…
Ben onların öğretmeni olmak için gelmiştim ama günün sonunda anladım ki, bu köy de bana çok şey öğretecekti.
Akşamüstü, okulun penceresinden köye baktım. Güneş dağların arkasına çekilirken sessizlik turuncu bir örtü gibi yerleşti her yere. İçimde sakin ve kesin bir ses belirdi: “İşte burası… Doğru yerdesin.”
Ve o gün anladım:
‘Öğretmenlik yalnızca bir meslek değil; kimi zaman bir kapı, kimi zaman bir yol, kimi zaman da insanın kendine açtığı küçük bir evdir.’