ÇİKOLATADAN HEYKEL
Zamanın birinde Pasifik Okyanusu’nun açıklarında, “Çikolata Adası” denen büyük bir ada ülkesinde, kendilerine “Solippolar” ismini veren bir halk yaşarmış. Bu ada dünyanın en kaliteli kakao ağaçlarına sahipmiş. Ağaçlarının meyveleri çok kaliteli, meyvelerin içleri de dolu doluymuş.
Solippolar, yıllar içinde kendilerini çikolata ustalığında geliştirmişler ve dünyanın en gelişmiş çikolata üreticisi olmuşlar. Gelirlerini çikolatadan kazandıkları için adalarının tam ortasına büyük bir “Çikolatadan Heykel” dikmişler.
Bu heykel tam doksan metre yüksekliğinde ve yirmi metre genişliğindeymiş. Her bir parçası çikolatadan oluşuyormuş, şekli de Solippolar’ın çikolatayı işlemeyi keşfeden mühendisine benziyormuş.
Solippolar, ülkelerinde ürettikleri çikolatanın en kalitelisini bu heykeli güçlendirmek ve yenilemek için kullanırken ülkelerinin dışına bundan biraz daha az kaliteli çikolatalar gönderiyorlarmış. Hatalı ve tatsız çikolatalar ise kendilerine kalıyormuş.
Bu halk çikolata üretiminde o kadar ustaymış ki en hatalı ürünleri bile Belçika çikolatasından da İspanya çikolatasından da İngiltere çikolatasından da daha lezzetliymiş.
Zamanla yağmurlar artık eskisi kadar bereketli yağmamaya başlamış. Kakao ağaçları ihtiyaçları olan suya ulaşamadıkları için meyveleri susuz kalmış. Susuz kalan meyveler iyi çikolata verememiş. Böylece ülke çok zor bir durumun içine sürüklenmiş.
Kıtlık o kadar uzun sürmüş ki Solippolar evlerine çikolata götüremez olmuşlar. Dış ülkelere çikolata gönderemedikleri için onlardan takas yoluyla aldıkları ürünleri de alamamışlar. En önemlisi de ülkelerinin simgesi olan “Çikolatadan Heykel” için gereken onarımları yapacakları çikolatayı üretememişler.
Solippolar, her şeyden ziyade heykellerini güzelleştiremediklerine üzülüyorlarmış. Heykelin bakım ve onarımı adına gereken çikolata için bankalarında sakladıkları çikolataları kullanmaya başlamışlar. Ancak bu durum sadece birkaç ay idare edebilmelerini sağlamış.
Tüm halk heykelin önünde toplanıp gereken yağmurun yağması için her gün dualar ediyormuş. Tüm bunlara rağmen bir damla bileyağmur dökülmüyormuş. Yağmur yağmadığı için Solippoların ellerindeki gıdalar da tükenmiş ve sonunda herkes aç kalmış. Kenarda köşede aç karınlarını doyurabilmek için bir parça bile çikolata bulamaz olmuşlar.
Tüm ülke heykelin akıbetini düşünerek bir çözüm bulmaya çalışırken devlet başkanı bir yarışma düzenlemiş. “Çikolatadan Heykel”in önüne geçip halkına şöyle demiş: “Kıymetli halkım! Biliyorum hepimiz zor durumdayız. Heykelimiz ise çok daha zor durumda. Bir çözüm bulmanız için sizlere yalvarıyorum. Heykelimizin hayatta kalmasını sağlayacak fikir kim tarafından bulunursa o ve ailesi ömür boyu ürettiği tüm çikolatayı kendine saklayabilecek. Devlet için bir parça çikolata vermesine gerek görülmeyecek.”
Halk bu fikri beğenmiş ve o günden sonra devlet görevlilerine tonlarca mektup göndermiş. Heykelin bölünüp saklanmasını önermiş bazı kişiler; bazılarıysa onu battaniyelerle örtmeyi, bazıları okyanusun derinliklerine gömmeyi önerirken bazıları da üzerine çimento dökmeyi.
En şaşırtıcı teklif bebekleri günlerce aç kalmış olan annelerden gelmiş: “Açlıktan sütümüz kesildi.” demiş anneler. “Heykelin derdine düşersek birkaç gün içinde bebeklerimiz ölecek. O heykeli bir an önce parçalayalım. Herkese paylaştırıp karnımızı doyuralım.”
Ancak annelerin bu kararına tüm erkekler karşı çıkmış: “Bu heykel ülkemizin en değerli varlığıdır!” demişler hep bir ağızdan. “Heykel olmazsa bizi temsil edecek hiçbir şey olmaz. Ayrıca heykelin yapıldığı çikolataya layık değiliz biz. Bu kadar kaliteli bir malzeme yalnızca heykelimize yaraşır.”
“Saçmalamayın!” demiş anneler. “Bebeklerimiz büyüyecek ve ülkemizin şanını devam ettirecek. O heykelden göremeyeceğiniz faydayı bu bebeklerden göreceksiniz.”
Bu tartışma tam olarak bir gün boyunca sürmüş. En sonunda erkekler gönülsüzce heykelin parçalanmasına razı olmuşlar. Heykelin yapıldığı çikolata çok besleyiciymiş. Anneler çikolatayı yer yemez bebeklerine bol bol süt vermişler.
Heykelin tadını daha önce bilmeyen halk ise “Biz bu kadar güzel bir şeyi neden daha önce yemedik?” diye sorgulamaya başlamış. Heykelin ayakları da tamamen parçalanınca bulunduğu kaidenin altından bir pınar fışkırmış. Bu pınar ülkeyi geze geze tüm ağaçların köküne sularını salmış. Aylar sonra suya kavuşan ağaçların yaprakları neme doymuş. Nemli yapraklar da havaya süzülüp birikerek yağmur olmuş.
Çocuklarını doya doya besleyen anneler neşelenmiş ve rahatlamış. Çocuklar da büyüyünce ülkelerine katkılar sağlamış. Derslerini almış tüm Solippolar, demişler ki: “En kalitelisine halkımız layıktır her zaman.”