VAZGEÇERKEN İNANMAK
Bir şarkı çalmaya başladığında bazen sadece sesleri değil takvimlerin yapraklarını da geriye doğru sayıyorum. Zamanın bir yerinde takılı kalmış bir duygu, hiç beklemediğim bir anda yeniden yüzüme vuruyor. Tıpkı kışın ortasında aniden beliren o cılız ışık huzmesi gibi… Isıtmaz; sadece orada olduğunu, bir zamanlar hayatımda baharların da yaşandığını hatırlatır bana. Yüzüme dokunur ama iliklerime kadar işleyen o hayal kırıklığı rüzgârını kesmeye muktedir değildir.
Bazen hayatımın bir döneminde bittiğini zannettiğim bir hikâyenin gölgesinde yaşarım. Bir fırtına kopmuş, fırtınanın ardında koca bir enkaz kalmıştır. Tam her şey bitti derken, unutulduğunu sandığım hislerin kapıyı çalması gibidir o yalancı sıcaklık. Son bir umutla, yarım kalmış bir pişmanlıkla veya geç kalınmış bir itirafla gelen biri olur hayatımda. Bakarım, incelerim, o tanıdık hissi ararım ama yoktur. O yüz, eski yüz değildir artık; o bakışlar, eskisi gibi sarmalamaz içimi. Bir şeyler eksilmiştir zamanın acımasız çarkları arasında.
Belki de en ağır yanı, umut vermesidir. Gökyüzü masmavidir, pırıl pırıldır. Dışarıya baktığımda baharın geldiğini sanırım. Oysa kapıyı açıp dışarı adımımı attığım an, yüzüme çarpan o dondurucu ayaz gerçeği yüzüme vurur. Aşk da böyledir bazen. Bitmiş bir ilişkinin, tükenmiş bir duygunun ardından gelen “yeniden deneyelim” çabaları, o geç kalmış parıltıdan farksızdır. Parıldar, göz alır ama ne donan kalbimi çözer ne de geçmişin acılarını unutturur.
İnsan kendini kandırmaya meyilli bir varlık; ben de o son çırpınışa, o cılız sıcaklığa sarılmak isterim. “Belki bu sefer…” derim, “Belki bu kez ısınırım.” Oysa mevsim kıştır. Doğanın bir kuralı vardır; her şeyin bir vakti, her duygunun bir mevsimi bulunur. Zamanı geçmiş bir sevgi, kışın ortasında açmaya çalışan bir tomurcuk gibidir, görünüşüyle büyülese de ilk gece ayazında solmaya mahkûmdur. Beni darmadağın eden o melankoli, bu çaresiz kabulden gelir işte. Ne tamamen vazgeçebilirim o ışıktan ne de onunla ısınabilirim.
Penceremden dışarı bakıyorum. Gökyüzünde gri bulutların arasından kendine yol bulan incecik bir ışık, masamdaki soğumuş çay bardağına yansıyor. Işık var, parlaklık var ama bardağın yanına elimi koyduğumda hissettiğim tek şey yine soğuk. Yanar içim, erir içim ama neyleyim; bazı yaralar, üzerlerine ne kadar ışık düşerse düşsün, kendi karanlığında iyileşmeyi bekler. Hayat bana sadece, ısıtmayı unuttuğum o içimdeki mevsimleri hatırlatır, fazlasını değil. Andan kalan tek şey ise o aldatıcı parıltının ardındaki derin ve kaçınılmaz sessizliktir.