4 Ağustos 2026, 01:36:15
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 29°C
Açık
Afyon
29°C
Açık
Paz 32°C
Pts 32°C
Sal 33°C
Çar 32°C

BAHÇEDEKİ YABANCI

BAHÇEDEKİ YABANCI
3 Ağustos 2026 12:14
50
A+
A-

Genç kadın, yıllardır uğramadığı, babasından kalan bahçeye yeniden adım attığında, toprağın kokusu da ona yabancı gelmişti. Oysa bir zamanlar her köşesini ezbere bildiği bu yer,şimdi hem tanıdık hem de uzaktan bir hatıra gibi duruyordu karşısında. Arkadaşlarının neşeli sesleri, kurulan sofranın telaşı dalların arasından süzülen akşam ışığı… Hepsi dışarıda kalan bir hayata aitti sanki. O ise çok daha eski çok daha derin, bir şeyin eşiğinde duruyordu. Zaman, akşamüstüne doğru ağırlaşırken, içindeki eski bir tanıdık gibi sessizce kıpırdayan o hisle kalktı. Eline eskiden babasının kullandığı o hasır sepeti alıp, ağaçlara doğru yöneldi. Elma toplamak bahaneydi belki de; asıl aradığı, geçmişten kalan bir izdi. Genç kadın ağır adımlarla ilerledi. Her adımının ardından ayağının altından çıkan kuru yaprak sesleri, geçmişin kırık dökük anılarını anlatıyordu. Çocukken bu ağaçların altında koşturduğu günler, babasının ona uzattığı ilk elma, güneşin tam tepeye vurduğu o yaz öğleleri… Hepsi bir an gözlerinin önünden geçti. Aslında terketmeyi seçtiği bu bahçe değil, eski günlerin izleriydi.

Uzun zamandır bahçeyle ilgilenecek kimse olmamasına rağmen bahçe bakımlı görünüyordu. Fakat olduğundan daha sessiz, dallar yorgun, ağaçlar suskundu. Meyve vermeyi bile unutmuş gibiydiler. Uzun bir arayıştan sonra, küçükken üzerinden inmediği o devasa ağacı gördü. Eski görkemi yoktu birkaç elmayı zor tutuyordu dalları.  Tam ona doğru yönelmişti ki, karşı taraftan aynı ağaca doğru yaklaşan bir adam fark etti.

İkisinde duraksamadı. Kadın sepetini ağacın yanına bıraktı ve dallara uzandı. Alt dallardaki, göze pek de hoş görünmeyen elmaları toplamaya başladı. O sırada adam da gelip kendi sepetini kadının sepetinin yanına bıraktı. Genç kadın bu tanımadığı adamın rahatlığından dolayı içinde bir huzursuzluk hissetti. Hiçbir şey söylemeden dallara uzandı. Ne izin istemişti ne de açıklama yapmıştı. Üstelik ara sıra başını kaldırıp ona bakıyor, belli belirsiz gülümsüyordu. Derken, daha da ileri gidip iyi elmaları kendi sepetine almaya başladı.

İçinde biriken öfke patlayacak gibiydi.

“-Burası…” dedi, sesi sertleşerek. “Burası benim babamın bahçesiydi.

Adam başını hafifçe eğdi.

“Öyleydi” dedi sakince. “Ben de bu bahçeyi ondan devraldım. Sen beni hatırlamamış olabilirsin ama ben seni tanıyorum. Küçükken bu bahçede koşturduğun günleri hiç unutmadım.

Bir an sustu. Sanki söylemekten kaçtığı bir şey daha vardı. Bakışlarını kaçırmadan, bu kez daha net bir sesle devam etti:

“-Ben… babanın yan komşusuydum.” dedi. “Hatta çoğu zaman bu bahçede beraber gezinir, dertleşirdik. Seni buradan giderken de gördüm. O gün baban arkandan uzun süre bakmıştı.”

Kadının kalbi, duyduğu cümlenin ağırlığıyla sıkıştı. “Nasıl yani?” diye fısıldadı.

“-Sen gittikten sonra da bu bahçe sahipsiz kalmasın diye ben devraldım.” Sadece ağaçlar kurumasın diye değil. Babanın bıraktığı her şey yarım kalmasın diye.”

Adam gözlerini bir an uzaklara çevirdi. “Baban hastalandığında bahçeye bakacak kimse yoktu.” Sen de gitmiştin. Bahçe kurumasın diye bana bıraktı. “Ağaçlar sahipsiz kalmasın dedi.”

O an, kadının gözleri doldu. Kaçtığı yer, sandığı gibi terk edilmiş değildi.

“Ben…”dedi, sesi kısılarak. “Sadece birkaç elma almak istemiştim.”

Adam hafifçe gülümsedi. Ne yargıladı ne de sorguladı. Bir süre sonra sepetini alıp sessizce uzaklaştı. Genç tam gitmeye hazırlanırken, sepetine baktı… Ve olduğu yerde kaldı. En güzel, en dolgun elmalar kendi sepetindeydi. Bir an zihni geriye sardı. Adamın eğildiği anlar, elindeki elmalar… Hepsi birer birer yerine oturdu.

Küstah sandığı adam, aslında en iyi elmaları ona bırakmış. Ve o bahçe… Sandığı gibi ona ait bile değildi. Genç kadın yavaşça çömeldi. Bir elmayı eline aldı. Az önce öfke ile topladığı elmalar şimdi ona bir şey anlatıyordu. İçini bir utanç kapladı. Önyargı insana ne kadar kolay hüküm verdirtiyordu.

“Ben ne yaptım” diye fısıldadı. “Keşke önce neler olduğunu anlamaya çalışsaydım.”

Adamın gittiği yöne baktı. O an aniden bir karar verdi. Onu bulmalıydı. Sadece özür dilemek için değil, belki de yıllardır geçmişiyle olan bağını tamir etmek için. Sepetini aldı ve adımlarını hızlandırdı. Hatalar; insanı küçültmez, aksine doğruyu gördüğünde büyütür. Ve insana, en çok hatasının karşısında durması kendine yakışır. Affetmeyi öğrendiği ilk yer ise, çoğu zaman kendi kalbidir.

 

 

 

Ben Feride kitapların dünyasında kendini bulan kelimelerle düşünmeyi ve anlatmayı seven biriyim insanların sakladıkları duyguları yazıya dökmeyi seviyorum iki çocuk annesiyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.