24 Ağustos 2026, 01:59:07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 33°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
33°C
Parçalı Bulutlu
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 32°C
Per 30°C

CENAZE: BÖLÜM 1

CENAZE: BÖLÜM 1
19 Ağustos 2026 17:53 | Son Güncellenme: 19 Ağustos 2026 17:57
161
A+
A-

Tolstoy “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir” der. Bizim hikâyemizde yolculuğa çıkan babaannem oldu. Bir sabah babamın telefonu acı acı çalmaya başladı. Babaannem vefat etmişti. Oysaki rahmetli, beni seni mezara gömecek kadar diriydi. Bu yaşına kadar baston bile kullanmamıştı. Annem babaannemin vefat haberini alır almaz valiz hazırlamaya koyuldu. Bir saat içinde köyün yolunu tuttuk.

Bizim köyün yolları ralli pistlerine benzerdi. Bir sağ, bir sol derken ablamla arka koltukta yayık ayranına döner, pencere açalım derken tezek ve ağır zeytin kokularından bayılacak gibi olurduk. Köye vardığımızda benim başım dönüyor, ablamın midesi bulanıyordu. Araba babaannemin taş evinin önünde durdu. Köyde babaannemin evi gibi birçok eski ev, taştandı. Yeni evler ise betondan ve şehir evlerine benziyordu, hepsi gösterişli ve büyüktü.

Temizlik, yemek derken akşam oldu. Yemeklerimizi yiyip erkenden uyuduk. Daha doğrusu annemle babam uyudu, çünkü annemin ablamla üstümüze örttüğü yorgan, sanki üzerimize öküz oturmuş da yüzümüze üflüyormuş gibi hissettirdiği için uyuyamıyorduk. Ablam uflayıp puflamaya başladı. Ne oldu diye sordum, yastığın kafasını acıttığını söyledi. Haklıydı, yastık kaldırımdan halliceydi. Ah kafam, of belim diye diye sabahı zor ettik. Sabahın ilk ışıklarında annem başımıza dikildi. Gözümüzü açar açmaz söylenmeye başladı:

— Hanımefendileri namaza da kaldıramıyoruz. Kaç defa seslendim, bana mısın demediler.

Annem söylenedursun, biz çoktan kalkıp elimizi yüzümüzü yıkayıp hazır kahvaltıya oturmuştuk. Köy yerinde gün erken başlar, erken biterdi. Cenaze öğlen namazını müteakip köyün kabristanına gömüldü. Babaannem on dört sene sonra dedeme kavuştu. Babam mezar başında dua ederken bir adam omzuna dokundu. 

— Başın sağ olsun İbram. 

İbram mı? İbrahim’e ne oldu? Bu isimleri neden değiştiriyorlar hiçbir zaman anlamayacağım. Babam adama doğru döndü. Elini sıktı, kocaman sarıldı:

— Ooooo. Kulaksız, nasılsın? 

Kulaksız mı? Adamın kulaklarına baktım. Maşallah büyük, kepçe kulakları vardı. Kulakları olan adama neden kulaksız derler ki? Kulaksız gitti, Bıyıksızların Ömer geldi. Ömer gitti, Çarıklı Mehmet geldi. Tabii ben onlara Ömer, Mehmet diyordum ama babam “Umar, Memet” diyordu. Ablamla hayretler içindeydik. Yıllardır şehirde yaşayan babam, beş dakikada köye uyum sağlamış, isimleri karışık hale sokmuştu. Hoş tek değişen babam değildi, annem de değişmişti. Ziynep aba, Kadir dayı, Göğneksizlerin gelini Urgiye gibi birçok isim söylüyordu. Ablamın kulağına eğildim:

— Abla, kadının ismi Urgiye mi Urgan mı? 

Annem duydu:

— Hayır Rukiye, biz Urgiye diyoruz. 

Tevhidin ilk günü bir kadın elinde bir poşet taşlarla ve renk renk tesbihlerle geldi. Bu taşlarla ne yapacaktık diye düşünürken, kadınlardan birisi plastik kap istedi. Çıkardığım kapları etrafa dağıttılar. Başka bir kadın torbayı aldı ve elindeki taş torbasıyla etrafta gezdi. Herkes torbadan taş aldı, bir tesbih çeken elindeki taşı tabağa atıyordu. Ablamın kulağına eğildim:

— Abla bu taşlarla ne yapacağız? 

— Taşlar toplanınca hepimiz birbirimizi taşlayacağız. Ama sen insan taşlamak istemezsen, şeytanda taşlayabilirsin. 

Kızgın gözlerle ablama baktım. Bıyık altından güldü. La havle çekip, önüme döndüm ve elimdeki tesbihi çekmeye başladım. 

Tevhid sırasında annemin dayısı zannettiğimiz Kadir dayının, aslında kuzeni olduğunu öğrendik. Bir insan neden kuzenine dayı derdi? Burada erkek kuzene dayı, kız kuzene teyze diyorlardı. Kim gerçek teyze, kim gerçek dayı bilmiyorduk. Biz de annemden öğrendiğimiz üzere önümüze gelene teyze, dayı demeye başladık. Ama işler arap saçına döndü. Dayı dediğimiz, babamın amcası çıkıyor; teyze dediğimiz, annemin halası çıkıyordu. Köyde herkes uzaktan yakından birbirinin akrabasıydı. 

Bazı insanlar beni tanıdın mı, kimlerdensin gibi sorularla ablamla beni darlıyordu. Ben akşam yediğim yemeği hatırlamazken, kadın bana çocukluk anımdan bahsediyordu. Ablam ise bir bayram gördüğünü öbür bayram hatırlamazdı. Kimlerdensin sorusuna ablam Hacı Süleyman’ın torunlarından, ben de Tıkırın İsmail’in torunlarındanız diye cevap veriyordum. Tabii bizim Süleyman dediğimize Süliyman, İsmail dediğimize İsmi diyorlardı. İsmi ismini duyunca gayri ihtiyari beni bir gülme tuttu. Adamın ismini biraz daha değiştirirlerse islim kebabına dönecekti. 

Evin her odasından birisi çıkıyor, kadınların okumasına çocukların bağrışları eşlik ediyor, sonunda bir kadın dayanamayıp çocukların odasına girip bir güzel çocukları paylıyordu. Ama çocuklar en fazla beş dakika sessiz kalıyor, sonra bağrış çığrış oyun oynamaya devam ediyorlardı. Bir gün yanımda oturan bir kadın sinirle ayağa kalktı, içimden eyvah şimdi ayvayı yediler dedim. Çünkü çocukların sesinden kimsenin ne okunduğunu anlamıyorduk. Kadın bir hışımla odaya girdi. “Üsen, şinci terliği aykırlarım ha! Mirem, Henfe, Hatça, Küsüm, Şerfe şamatmayın.”

Tevhidin beşinci günü Kuran okuması bitince orta yaşlı, esmer, balık etli bir kadın gözleri kapalı sallana sallana ilahi okumaya başladı.

Yer kazılır, derin olur. (Hayy)

Kazıldıkça serin olur, (Hayy)

İçine giren kaybolur. (Hayy)

Ah kabrimin ilk gecesi, (Hayy)

İçine giren kaybolur. (Hayy)

Ah ölümün ilk gecesi… (Hayy)

Kadın ilahi okurken sallananlar, Allah diye bağıranlar, burnunu çekip ağlayanlar, ölüm vağ diyenler… Kadınlar kendinden geçmiş dinlerken, beni afakanlar basıyordu. Kadın okudukça benim de içimi kazıyorlar, babaannemin yanına yerimi hazırlıyorlardı. Bir tek ben mi böyle hissediyordum, herkes memnundu da bir ben mi şikâyet ediyordum. Etrafa bir göz gezdirdim, ablam bayılmak için yer arıyormuş, annem de bitmesi için dua ediyormuş gibiydi. İlahi okuyan ablaya baktım. Yani abla söylemeyeyim diyorum ama başka ilahi mi yoktu. Bari cennetine okusaydın. 

Merhaba, ben Kübra. Grafikerim. Çoğunlukla hikâye, makale ve kompozisyon gibi edebi türlerde yazılar yazıyorum. 2024 yılında ilk romanım İnsan Müzesi’ni çıkardım. Çeşitli dergilere hikâyeler yazdım. Ömrüm yettiğince yazmaya devam edeceğim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.