IŞIKLARI SÖNDÜRÜNCE KALANLAR
İnsanın tek istediği, günün bütün seslerini susturup kendisiyle baş başa kalmaktır. Kimsenin bir şey sormadığı, kimseye bir şey anlatmak zorunda kalmadığı, yalnızca kendi sesini duyabildiği bir akşam.
Peki, ışıkları söndürünce ne kalır insandan geriye?
Gün boyunca herkese gösterdiğimiz o güçlü hâlimiz mi? Her şeye yetişmeye çalışan, kırıldığı hâlde gülümseyen, yorulduğunu belli etmeden hayatına devam eden tarafımız mı? Yoksa bütün bunların altında biraz anlaşılmayı, biraz dinlenmeyi, en çok da kendine yetişebilmeyi bekleyen o sessiz insan mı?
Düşünüyorum da insan en çok kendinden saklıyor kendini. Başkaları üzülmesin diye sustuklarını, yanlış anlaşılmamak için içine attıklarını, güçlü görünmek uğruna görmezden geldiklerini biriktiriyor içinde. Sonra bir gece, herkes uyuduğunda ve ışıklar söndüğünde, bütün o ertelenmiş duygular usulca karşısına oturuyor.
İşte o zaman kaçacak bir kalabalık da kalmıyor, sığınacak bir bahane de.
Kendime soruyorum: Ben gerçekten iyi miyim, yoksa iyi olduğuma herkesi inandırırken kendimi mi unuttum? Bu kadar şeyi neden içime attım? Neden bazı insanların kalbini kırmamak için kendi kalbimi defalarca incitmeyi göze aldım? Ve neden hâlâ kendime, başkalarına gösterdiğim anlayışın yarısını bile gösteremiyorum?
Cevap vermek kolay değil. Belki de insanın kendine dürüst olması, başkasına dürüst olmasından daha zor. Çünkü başkasına anlatırken kelimelerin arkasına saklanabiliriz ama kendimizle baş başa kaldığımızda bütün bahaneler anlamını yitirir.
İnsan bazen dünyadan değil dünyanın içinde olmak zorunda kaldığı kişiden yorulur.
Gün içinde türlü roller üstleniyoruz. Birinin annesi, birinin dostu, birinin sırdaşı, birinin en güçlü dayanağı oluyoruz. Herkesin hayatında bir yere yetişmeye çalışırken kendimizin neresinde kaldığımızı unutuyoruz. Oysa insanın da kendine dönebilmesi, kendi içinde biraz yer bulabilmesi gerekiyor.
Belki bu yüzden akşamları seviyorum. Günün telaşı çekildiğinde, sesler azaldığında, insanın kendine dönmesi için küçücük bir alan açılıyor. O alanda ne başarıların bir önemi kalıyor ne de başkalarının bizden bekledikleri… Yalnızca içimizde taşıdıklarımız var. Ve belki de tam orada, kendimize yeniden rastlıyoruz.
Artık her şeyi çözmek zorunda olmadığımı öğrenmeye çalışıyorum. Her sorunun cevabını bulmak, her kırgınlığı onarmak, herkes tarafından anlaşılmak zorunda değilim. Bazen bir şeyin neden yaşandığını anlamadan da yoluma devam edebilirim. Bazen affetmeden uzaklaşabilir, açıklama yapmadan susabilir, kimseye kendimi anlatmadan da huzur bulabilirim.
Bunun bencillik olduğunu düşünmüyorum artık. Çünkü insan kendini sürekli ihmal ederek iyi biri olamıyor, yalnızca kendi içindeki eksilmeyi başkalarının fark etmemesini umuyor.
Kendine iyi davranmayı öğrenmek de bir tür cesaret.
Bu gece, ışıkları söndürmeden önce kendime küçük bir iyilik yapmalıyım. Yetişemediğim şeyler için kendimi suçlamamalı, geçmişteki hâlime bugünün aklıyla kızmamalıyım. Her şeyi daha iyi yapabilirdim diye düşünmek yerine, o günkü imkânlarımla elimden geleni yaptığımı kabul etmeliyim. Çünkü ben de insanım! Benim de yorulmaya, yanılmaya, vazgeçmeye, yeniden başlamaya hakkım var.
Şimdi kendime son bir soru soruyorum: Yarın herkes benden beklediği kişi olmamı istediğinde, ben kendimden ne isteyeceğim?
Belki biraz daha az susmayı, belki kendimi en sona bırakmamayı, belki de sırf kimse kırılmasın diye kendi içimde kırılıp durmamayı…
Bilmiyorum, henüz bütün cevapları bulmuş değilim. Ama artık her sorunun cevabını o gece, o sessizlikte bulmak zorunda olmadığımı biliyorum.
Işıkları söndürünce kalanlar, belki de tam olarak bunlar: Söyleyemediklerimiz, ertelediklerimiz, kendimize itiraf edemediklerimiz ve bütün yorgunluğumuza rağmen içimizde hâlâ bir şeylerin değişebileceğine inanan o küçük tarafımız…
Dışarıda hayat bütün hızıyla devam ederken içeride kendimize yeniden başlamanın mümkün olduğunu hatırlatan bir ses. Ve ben bu gece, o sesi ilk kez susturmak istemiyorum.
Belki yarın yine yorulacağım. Yine herkese yetişmeye çalışacağım, yine bazı şeyleri içime atacağım. Ama hiç değilse bu gece, kendimi görmezden gelmeyeceğim.
Çünkü artık anlıyorum ki insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, herkesin onu anlaması değil kendisiyle baş başa kaldığında kendine yabancı hissetmemesi.
Işıklar söndüğünde geriye ne kalıyorsa asıl hayatımız orada başlıyordur. Ve belki de kendimize sormamız gereken son soru şudur:
Bunca zamandır herkese iyi gelmeye çalışırken kendime ne zaman iyi geleceğim?