SOĞANLI MI SOĞANSIZ MI?
Efendim menemen soğanlı mı olur, soğansız mı?
Yıllardır bir damak tadı klasiği hâline gelen bu tartışmanın sonuca bağlanması pek mümkün görünmüyor. Biberli mi yoksa sarımsaklı mı? Çakallı menemen mi yoksa sucuklu mu? Kaşar eklenir mi derken işin içinden çıkılmaz bir hâl aldı sanki. İşin aslı acaba menemen mi, melemen mi? Bir de öyle güzel yapan yerler var ki… Kime inanacağını şaşırıyor insan.
Geçen hafta Konya yolu üzerinde karşımıza çıkan “Meşhur Melemenci Küçük Usta’nın Yeri” tabelasını görünce merak edip gitmek istedim, yalan değil. Kasaba girişindeki bu küçük işletme sahiden de güzel yapıyor olabilirdi. Ama onu meşhur eden neydi acaba? Menemenin içine ne koymuştu ki bu kadar iddialıydı?
Bana göre menemen değişkenlik gösterebilir. Bazen soğanlı severim, bazen de o taze sivri biberle yaptığım menemenle yaz sofralarının ve nimetlerinin ne kadar zengin olduğunu hatırlarım. Yaz biterken ve sonbahar kapıdayken sanırım domatesin buruna gelen o kekremsi kokusunu, yemyeşil kıl biberlerin ise toprak kokusunu kış boyunca yâd edeceğim.
Aslında menemeni özel kılan şey; sevdiğin herkesin hayatta, ulaşılabilir ve sağlıklı olduğu o huzurlu masanın etrafında toplanıp hep birlikte yine o bakır tavadan yenilmesiydi. Biraz Adile Naşit ve Münir Özkul’un oynadığı aile filmlerini hatırlatsa da aile olmak tam olarak böyle bir şeydi.
Sözün özü, önemli olan menemenin nasıl yapıldığı değil onu kiminle ve nerede yediğindi.