BİR İKİNDİ HOMURTUSU
Rüzgâr esip giderken
Hindibaların arasından,
Sigaranın cızırtısı ve sesin umutlandırıyor beni.
Bir ikindi homurtusu filizlenir kulağımda,
Sesini dağlara doğru haykıran kargaların arasından.
Bir yalnızlık mühürlenir yazgıma,
Nefret edilen bir köy muhtarı gibi.
Yangınlar çıkıyor meramda.
Onca pisliğin arasından sana doğru süzülüyorum.
Ve hindibalar filizlendiği günden beri
Ben sesinin umuduyla yaşıyorum.
Bir ikindi homurtusu filizlenir kulağımda.
Ellerimde açmış güller rüzgârlara savruluyor.
Kuşların sesinden bihaberim.
Bir seni özledim, bir de sesini.
Çok uzaklardasın sanki.
Hiç görmemiş gibi özlüyorum seni.
Asmanın gölgesinde oturmuş pilav pişiriyorsun.
Dizlerin bükük, pilavın dibi tutmuş.
Annen sesleniyor; baban ilçeden gelecek diye.
Misafirler var, ben yokum.
Çünkü ben hâlâ sana hasretim, sana meftunum.
Bir ikindi yalnızlığı çöker omuzlarıma.
Sen olmadan manzarayı seyrediyorum.
Sanki bir sela yankılanıyor kulaklarımda.
Kulaklarımda, senin sesinle okunmuş bir sela.
Evet, hâlâ oturmuş, dizlerini bükmüşsün.
Hindibalar hâlâ sallanıyor.
Önünde harıl harıl yanan bir ekmek sacı.
Yanmış pilavın kokusu tütüyor burnumda.
Misafirler gelecek.
Ve ben yokum.
Çünkü hindibalar yalnız yaşayamaz.