25 Temmuz 2026, 01:22:16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 27°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
27°C
Parçalı Bulutlu
Cts 19°C
Paz 24°C
Pts 29°C
Sal 31°C

SESSİZLİĞİN KIYISINDAKİ BANK

SESSİZLİĞİN KIYISINDAKİ BANK
24 Temmuz 2026 22:02
24
A+
A-

Bazı yerler vardır; ilk bakışta sıradan görünür ama insanın içinde yıllarca yankılanan izler bırakır. Herkes önünden geçip gider. Kimi başını bile çevirmez, kimi birkaç dakika soluklanır ve yoluna devam eder. Oysa deniz kıyısındaki eski ahşap bank benim için yalnızca oturulacak bir yer olmadı. O, yıllarca hiçbir şey söylemeden beni dinleyen en sadık yol arkadaşıydı.

Hayatın en karmaşık zamanlarında adımlarım farkında olmadan hep aynı sahile yönelirdi. Önceleri bunu bir alışkanlık sanıyordum. Sonra anladım ki insan, kendisini anlayan yerlere gitmek için karar vermiyor; kalbi sessizce yolu tarif ediyor.

O bank hep aynı yerdeydi.

Mevsimler değişiyor, gökyüzü başka renklere bürünüyor, dalgalar bazen usulca kıyıyı okşuyor, bazen hırçınlaşıyordu. Çevresinden sayısız insan geçiyor, çocuklar koşuyor, yaşlılar dinleniyor, sevgililer yan yana oturuyor, ardından herkes kendi hayatına dönüyordu. Bank ise hiçbir yere gitmiyordu. Bekliyordu…

Belki de bana en çok bunu öğretiyordu.

Çünkü biz, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken durmanın da bir anlam taşıdığını unutuyoruz. Günler takvimlerden eksiliyor, telefonlarımız susmuyor, yapılacak işler birbirini kovalıyor. Fakat bütün bu koşuşturmanın içinde kendimizi dinlemeye ayırdığımız birkaç dakikayı bile lüks sayıyoruz.

Oysa ben, en çok o bankta otururken kendime yaklaşabildim.

Rüzgâr saçlarımı karıştırır, martıların sesi gökyüzünde dolaşır, tuz kokusu içime işlerdi. Çevremde hiçbir şey değişmiyor gibi görünürdü ama içimde sessizce bir şeyler yer değiştirirdi. Sanki omuzlarıma yüklenen ağırlık, fark ettirmeden hafiflemeye başlardı.

İnsan bazen en büyük cevapları konuşarak değil, susmayı öğrenerek buluyor.

Eskiden yalnızlığı hep eksiklik olarak görürdüm. Yanımda biri olmadığında hayatımın yarım kaldığını sanırdım. Bu yüzden çevremi seslerle doldururdum. Bir müzik mutlaka çalardı, televizyon açık olurdu, elim sürekli telefona giderdi. Gürültü, içimdeki boşluğu örten ince bir perde gibiydi.

Sonra bir gün anladım…

Korktuğum şey sessizlik değilmiş.

Korktuğum, kendi içime bakmakmış.

İnsan kendinden kaçabilmek için ne çok yol buluyor. Yeni yüzler tanıyor, yeni uğraşlara sarılıyor, kalabalıkların arasında kayboluyor. Ekranların ışığına sığınıyor. Fakat gece olduğunda bütün sesler çekiliyor. Geriye yalnızca kalbinin attığı o tanıdık sessizlik kalıyor.

İşte o sessizlikten kaçış yok.

Bunu bana öğreten ne uzun sohbetlerdi ne de büyük nasihatler…

Kıyıda bekleyen o eski banktı.

Çünkü o bank, hiçbir zaman beni değiştirmeye çalışmadı. Sorular sormadı. Cevaplar vermedi. Yargılamadı. Sadece her gelişimde aynı sakinlikle beni karşıladı. Bazen saatlerce hiçbir şey düşünmeden oturdum üzerinde. Bazen gözlerim doldu, bazen gülümsedim. O ise bütün hâllerime aynı sessizlikle tanıklık etti.

Belki de gerçek dostluk tam olarak budur.

Konuşmadan anlayabilmek…

İnsan ömrü boyunca pek çok kişiyle karşılaşıyor. Kimileri dinliyormuş gibi yapıyor ama aklı bambaşka yerlerde oluyor. Kimileri konuşuyor fakat karşındakini hiç duymuyor. O eski bank ise tek kelime etmeden dinlemeyi biliyordu. Belki cansızdı ama birçok insandan daha iyi eşlik ediyordu yalnızlığıma.

İşte bu yüzden kendimi en dürüst hâlimle onun yanında bulabiliyordum.

Orada güçlü görünmeye çalışmıyordum.

Mutluymuş gibi davranmıyordum.

Yorgunluğumu saklamıyordum.

Maskelerimi çıkarabildiğim ender yerlerden biriydi.

Yıllar geçtikçe şunu daha iyi kavradım: İnsanı olgunlaştıran yalnızca güzel günler değildir. Bekleyişler, hayal kırıklıkları, vedalar ve kimseye anlatılamayan geceler de karakterimizi sessizce şekillendirir. İçimizde taşıdığımız izler, yüzümüzde görünenden çok daha derindir.

Belki de bu yüzden yalnız kalabilen insanlar hayata başka gözlerle bakıyor.

Çünkü yalnızlık, insanı eksiltmiyor.

Eğer ondan kaçmazsan, seni kendine yaklaştırıyor.

Şimdi o sahilden her geçtiğimde adımlarım yine yavaşlıyor. Eski dostumu selamlar gibi birkaç dakika o bankta oturuyorum. Dalgalara değil, biraz da içime bakıyorum. Çünkü artık biliyorum ki bazen hiçbir şey yapmadan oturmak da yol almaktır.

Bazen susmak, en uzun konuşmadan daha çok şey anlatır.

Bazen tek başına yürümek, kalabalıkların içinde kaybolmaktan daha değerlidir.

Ve bazen yıllardır aynı yerde duran eski bir bank, onlarca insandan daha iyi bir yol arkadaşı olabilir.

Artık huzuru uzak şehirlerde, büyük değişimlerde ya da sürekli yeni başlangıçlar aramıyorum. Meğer aradığım dinginlik, yıllardır aynı kıyıda beni bekliyormuş. Onu görebilmek için sadece biraz yavaşlamam, biraz susmam ve biraz da kendime yaklaşmam gerekiyormuş.

Bugün geriye dönüp baktığımda, beni iyileştirenin yalnızca denizin sesi olmadığını anlıyorum.

Asıl iyileştiren; hiçbir şey istemeden beni bekleyen, bütün suskunluklarıma tanıklık eden o eski bank ve onun öğrettiği yalnızlıktı.

Çünkü bazı yol arkadaşları konuşmaz.

Bazı dostluklar isim taşımaz.

Ve bazen insan, hayatta en çok kendisini; kıyıda sessizce bekleyen eski bir bankın yanında bulur.

ETİKETLER: , ,
Adım Büşra Akel. Ayvalıklıyım. Daha çok deneme yazısı yazıyorum. Onun dışında şiir, gezi yazısı da yazıyorum. Gezmek, yazmak ve okumak hayatımın vazgeçilmez hobileri.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.