KALBİMDEN DİLE GELMEYEN HER CÜMLEYİ, HER FERYADI KÂĞIDA DÖKTÜM
Bazı insanlar yüreklerindeki yükleri konuşarak hafifletir; içlerinde birikenleri bir dosta anlatır, bir omuza bırakır. Kelimeler dilinden döküldükçe yürekleri de hafifler.
Ben ise bunu hiçbir zaman yapamadım. Kalbimden dilime ulaşamayan her cümleyi, içimde yankılanan her feryadı ancak en sadık dostum olan kâğıda itiraf edebildim.
Kâğıtla olan bu sessiz dostluğumun tam olarak ne zaman başladığını ben de hatırlamıyorum. Belki ağır bir kırgınlığın sızısıyla, belki derin bir özlemin acısıyla, belki de kimsenin fark etmediği o tenha yalnızlığımla başladı her şey…
Fakat bildiğim bir şey var: İnsanlara söyleyemediğim ne varsa önce kalemime fısıldadım, sonra da kâğıtlara nakşettim.
İnsan bazen acılarını dile getiremez. Çünkü bilir ki konuşmaya başladığı an gözyaşları sözünü kesecektir. İşte tam o çaresiz anlarda beyaz sayfa uzanır insana. Ne yargılar ne sorgular. Ne kalbin sesini yarım dinler ne de anlatmaya zorlar.
Bu yüzden ne çok geceyi gündüze kattım ben… Herkes derin uykusundayken omuzlarımdaki yükleri satırlara bıraktım.
Bir sokak lambasının yorgun ışığı altında, penceremden dışarıdaki sessiz sokağı izlerken içimde kopan fırtınaları hep kelimelerin ardına gizledim. O cümleleri sesimden kimse duymadı. Hangi satırın altında kime duyulan bir özlemin saklı olduğunu, hangi paragrafın içine ne büyük bir hayal kırıklığının gömüldüğünü kimse bilmedi.
Zaten bazı acılar vardır; anlatılınca hafiflemez, ancak yazıya dökülünce insana derin bir nefes aldırır.
Yazmak benim için hiçbir zaman sıradan bir uğraş olmadı. O, sığındığım liman; en sadık dert ortağımdı. Kendime dönmek, kendi yüreğimin sesini duymak istediğimde çaldığım yegâne kapıydı.
Sayfaların üzerine düşen her kelime, aslında gözlerimden süzülen görünmez damlalardı. Okuyanlar onları yalnızca birer cümle sandı. Oysa o satırların altında kaç uykusuz gecem, kaç sönmeyen özlemim ve kaç gizli kırgınlığım saklıydı, bir tek ben bilirim.
Çünkü yazmak; eksik, yarım ve kimsesiz kalan kelimelerle susup kalmaktan çok daha asildir.
Hayat hepimizin yüreğine silinmez hikâyeler fısıldar: Yarım kalan sevinçler, söylenememiş sözler, geç kalınmış sevdalar, zamansız vedalar ve unutulmuş dostluklar…
Bunların hepsi kalbin kuytu bir köşesinde yaşamaya devam eder. Ben de taşımakta zorlandığım her duyguyu kâğıda emanet ettim. Çünkü artık kendi içimde taşıyamadığım yükleri satırlara bıraktım.
Bazen yazdığım tek bir cümleye saatlerce bakakaldım. Çünkü o cümle, kendimden bile sakladığım çıplak gerçeği yüzüme vuruyordu. Bazen de yazdığım sayfanın sonunda kendi kelimelerime ağlarken buldum kendimi.
Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki yazdığım her satır beni biraz daha ben yapmış. Beni daha güçlü, daha anlayışlı kılmış.
Şimdi çok daha iyi biliyorum:
Bazı yaralar ancak yazılarak şifa bulur.
Bazı çığlıklar yalnızca mürekkeple atılır.
Ben, kalbimden dilime gelmeyen her cümleyi, içimde kopan her feryadı kâğıda anlattım.
Bu yüzdendir ki hayatın en sessiz anlarında bile sayfaların arasında haykırmaya devam ettim.