GÖLGESİ ÇALINMIŞ DÜNLER
Sığmıyor bir günün dar vaktine hikâyesi,
Dünyanın paslı çarkına takılan o çığlık.
Kendi yarasını tırnaklarıyla saran o eller,
Karanlığın gırtlağına çöken bir ah…
Ne bir güne sığar bu sitem ne koca alkışlara,
Zemheri ayazında o yarım kalmış gidişler…
Ömrün en taze yerinden koparılan o gül;
Dünyanın bir daha ödeyemediği o sönmüş ferdir.
Dünyanın tüm yükünü o ince omuzlara asmak,
Karanlığın ortasında dilsiz bir siper olmaktır.
Kendi gölgesinden bile çalınan o kadınlar,
Hayatın tam kalbine saplanan o soğuk bıçaktır.
Hangi mevsim geri getirir o solan renkleri?
Kendi söküğünü diken o eller;
Artık hiçbir gölge örtemez bu kanayan yeri.
Dünlerin tozlu raflarında unutulan hayaller,
Bir sofrada yarım, bir kavgada yalnız bırakılanlar.
Sesi kısıldıkça yankısı büyüyen o sessiz direniş,
Yorgun bir bedenin altında saklanan devasa dünyalar.
Bilmezler ki her sabah yeniden doğmak zordur,
Kendi külünden, kendi acısından bir güneş yaratmak.
Bir kadının bakışında saklıdır sönmeyen o kor,
Asıl maharet, o fırtınanın ortasında dimdik durmaktır.
Eksik kalan ne varsa bir kadının sustuğu yerdedir.
Gözlerindeki o mahzun bulut, dilsiz bir kederdir.
Kimse sormaz o hayaller hangi uçurumdan düştü,
Hangi rüzgâr vurdu da o taze fidanlar büküldü.
İnsanca bir değer, bir nefeslik huzur çok görüldü.
Zamanın kirli, paslı zinciri boyunlara örüldü.
Güçlü olmak; bir seçim değil, bir mecburiyet şimdi.
Yıkılmayan o duruşun arkasında bin parça can gizli.
Kırılan heveslerin hesabını kim tutar bu şehirde?
Yitip giden her gülüş, birer boşluk bırakır geride.
İmzası silinmiş hayatların o görünmez yükü,
Hangi mısraya sığar bir ömür boyu süren o korku?
Sokaklar dar gelir bazen, gökyüzü ise çok uzak.
Her adımda kurulan o sinsi ve kör tuzak.
Saygı beklenen her kapı, kapandı birer birer yüzlere.
Artık hiçbir teselli kâr etmez bu nemli gözlere.
Yollarda kalan o ürkek adımların izi,
Mutfak masasında yarım kalmış o çay bardağı,
Yatağın kenarına bırakılmış o eski hırka…
Güneşi sönmüş sabahların dilsiz tanığıdır aynalar,
Kapı eşiklerinde bekleyen o beyhude umutlar.
Bugün bir manşet, yarın birer sayı;
Kapanmayan dosyalarda unutulan o canlar…
Sokak lambasının altındaki o ürkek bekleyiş,
Dört duvar arasında yankılanan o dilsiz feryat.
Hangi gölge örter bu kanayan yeri,
Hangi boşluk doldurur o eksik nefesi?
Kırılan her kalem, susan her terazi;
Birer ah olup takılır hayatın boğazına.