25 Temmuz 2026, 00:14:58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 27°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
27°C
Parçalı Bulutlu
Cts 19°C
Paz 24°C
Pts 29°C
Sal 31°C

DELİ TARLADA GÜLERKEN YARALAYAN ÖYKÜLER

DELİ TARLADA GÜLERKEN YARALAYAN ÖYKÜLER
21 Temmuz 2026 14:23
98
A+
A-

2021 Sait Faik Hikâye Ödülü’nü alan Şermin Yaşar’ın ‘Deli Tarla” kitabında 16 öykü var. Yazarın öykülerindeki en belirgin özellik trajedi ile mizahı aynı paragraf içinde kullanabilmesi. Okur gülerken ağlayabiliyor veya bir karakteri tuhaf bulurken bir taraftan da sırtını sıvazlama hissi yaşıyor. Bazı yazarların öyküleri hikâye gücü, kelime seçimleri ve edebî dilleri ile sizi yakalarken Şermin Yaşar’ın öykülerinin gücü, konularından ve akıcı anlatım dilinden geliyor. Özellikle “Ama Böyle Olmadı”, “Senden Çocuğum Olsun İstiyorum” gibi öyküleri bazı okurlar için abartılmış ve gerçek dışı olsa da bence genel olarak okurda merak uyandırıyor. Öyküleri okuduktan sonra karakterler için “ne tuhaf biriymiş” hissi yaşıyorsunuz. “Çitile” ve “Çıksın Halim” diğer öykülerden farklı olarak biraz daha klişe ve baht dönmesi üzerine kurulu. Ancak yine de akıcı dilin temposu ile okuru yakalıyor.

Yazar, karakterlerini çoğunlukla tek bir baskın özellik veya önemli olay etrafında kuruyor ve bu özelliği yer yer grotesk bir etki yaratacak ölçüde abartıyor. Bu tercih, kimi öykülerde mizahla hüznü aynı anda hissettirirken kimi zaman da inandırıcılığı zayıflatabiliyor. Aşırı temizlik takıntısı, kimseyle konuşamayan biri, terk edilmiş olmanın bütün hayatını yönetmesi, bir nesneye olağanüstü anlam yüklenmesi gibi… Ana karakterlerin başına gelen sorunlar aslında karakterin kendi içinde yaşadığı gelgitlerin ve çelişkilerin sonucu.

 

Her öykü, önce bir atmosfer ya da duygu tasviriyle açılıyor. Atmosfer tasvirleri; bir ev, bir oda gibi kapalı mekânlar; durum tasvirleri de ana karakterin içinde bulunduğu ruh hâli oluyor. Genellikle birinci tekil şahıstan dinlediğimiz öykülerde bazen bir tarla mekân oluyor, bazen demir bir zırh, bazen de bir ev. Ancak mekânlar ana karakterin ruh hâliyle olumlu veya olumsuz bir dönüşüm yaşıyor.

Olay örgüsü, ana karakterin belirgin özellikleri üzerine kuruluyor. Bu özellikler kimi zaman aşırı asosyallik, kimi zaman temizlik takıntısı, kimi zaman da terk edilmişliğin bıraktığı derin izler. Öykülerde kötü karakterler yerine ezilen, terk edilen, anlaşılmayan, toplum dışına itilmiş veya tabiri caizse son anda yırtan kimlikler baş karakter yapılınca okur da hep mutlu son bekliyor. Yazar bu mutluluğu genelde okura veriyor.

Öykülerde toplumun içinden, hayatta çok da başarılı olamamış, aile ilişkileri güçlü veya aile içerisinde çatışmaları olan tipler anlatılıyor. Her öyküde ana karakterle beraber pek çok yan karakter de var. Ana karakterlerin iç hesaplaşmaları sıklıkla yer alıyor. Diyaloglar yanlış anlaşılmalara, entrikalara ve toplumsal yargılara dayandırılıyor. Mahallenin, ailenin yargıları ana karakterlerin boynunda hep bir yafta. Karakterler sıklıkla yumağa dolanır gibi bu yafta etrafında dolanıyor. Hatıralar, anılar, günlükler öykülerde önemli unsurlar. Sıklıkla kullanılan; bavul, fotoğraf, tarla, saat, eldiven gibi metaforlar ana karakterin derinliğini ve sıkışmışlığını öne çıkarıyor. Öyküler okuru açıkta bırakmıyor, neredeyse hepsi belirgin bir kapanışla tamamlanıyor.

Yan karakterler zaman zaman ana karakterden rol çalacak kadar öne çıksa da ana karakter rolünü kaptırmıyor. Her öyküde kırılma mutlaka yan karakterlerin de katıldığı, gürültülü ve herkesi etkileyen bir durum oluyor. Sonrasında da yan karakterlerin ruh hâllerindeki değişime ana karakterin seçimi de eklenerek sonlanıyor. Hemen hemen her öyküde yer alan çocukluk, geçmişe yolculuk, aile temaları, komşuluk ve mahalle kültürü de samimi, yer yer abartılı ama komik bir akış yaratıyor. Öykülerde renk, koku vurgusu az olsa da ana karakterin kimi zaman karikatürize edilmiş hâli size farklı bir tat veriyor. Hikâyeler içinde yapılan göndermeler okumaya renk katsa da karakterlerin gelgitleri ve çatışmaları bazen yorucu oluyor. Samut, zarf mazrufu gibi müstesna kelime kullanımları da kullanılan günlük dili renklendirilmiş.

Anne ile çatışma ise yazarın genişçe yer verdiği önemli bir tema. Öykülerin çoğunda anne figürü var. Anne bazen terk eden, bazen doğumdan kısa süre sonra ölen, bazen takıntıları ile evi zindan eden bir figür. Şermin Yaşar’ın yaşam öyküsü de düşünüldüğünde anne figürünün bu denli tekrar etmesi anlaşılabilir. Metinlerin kendi içinde bakıldığında anne, bireysel bir karakter olmanın ötesine geçerek eksikliğin ve tamamlanamayan çocukluğun simgesine dönüşmekte. Bu boşluk daha sonra sevgiliyle, çocukla, işle, başarıyla, yalnızlıkla hatta öfkeyle doldurulmaya çalışılsa da hiçbir zaman tam dolmuyor. “Adieu Hala”daki  sonsuz anne bekleyişi, “Bir Garip Külkedisi Masalı”ndaki otoriter anne, “Ama Böyle Olmadı” da doğumdan az sonra ölen anne, “Seni Seviyorum Aşkım Nice Seneler”deki takıntılı anne gibi…

Yazarın yazı diline bakacak olursak günlük dili benzetmeler ile süslediği bir çatı kuruyor. Okur uzun cümleler ile yer yer bunalsa da peş peşe gelen olaylar okuru dinamik tutuyor. Kurmaca öykülerden oluşturulan kitapta özellikle kitaba ismini de veren “Deli Tarla” ve “Adieu Hala”da sık sık geçmişe yapılan dönüşler, ikili diyalogların gücü, tempoyu düşürmeyen anlatımı ve finaldeki şaşırtmacalar ile öne çıkıyor. Bu iki öyküdeki aile fertlerinin trajedileri ve kendi kişisel hesapları öyküleri bütüncül değerlendirmenizi sağlıyor. “Cebimdeki Osman”, “Senden Çocuğum Olsun İstiyorum” isimli öykülerdeki uzunluk ve tekrarlar okur için yorucu ve zaman zaman da sıkıcı.

Sonuç olarak: Deli Tarla’daki öykülerde absürt durumların, grotesk karakterlerin ve toplumsal eleştirinin mizahla iç içe geçtiği bir anlatı kuruluyor. Bu yönüyle yazarın dili bana sık sık Aziz Nesin’i hatırlattı. Mizahla trajediyi aynı potada eritmesi, otoritenin absürt uygulamalarını görünür kılması ve toplumsal eleştiriyi eğlenceli bir anlatımla sunması bakımından bu benzerlik dikkat çekici. Şermin Yaşar’ın eserlerinde de aynı edebî damarın izlerini görmek mümkün. Bununla birlikte, Deli Tarla’daki bazı öykülerin daha sıkı bir kurgu için bir miktar kısaltılmasının ritmi güçlendireceğini düşünüyorum. Deli Tarla, kusurlarına rağmen mizahla trajediyi aynı potada eritebilen, aile ilişkilerini ve çocukluk yaralarını grotesk bir bakışla yeniden yorumlayan, okuru hem güldüren hem de düşündüren bir öykü kitabı olarak hafızada yer ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

ETİKETLER: , ,
Merhaba, Kitapla ilgili ilk yolculuğum, annemin her hafta 7 adet aldığı ve odasındaki üst çekmecede sakladığı kitaplarla başladı. Kitapları annem kendi seçer, kendi sıraya koyardı. Ben bitirdiğim her kitaptan sonra koşarak gider, çekmeceden sıradakini alırdım. Hiçbir zaman diğer kitaplara bakmazdım. Bu ritüel benim için biraz meraklı, çokça heyecanlı ama hiç bitmeyen tatlı bir oyundu. Her hafta yeni kitaplarla heyecan başlardı. Benim edebiyatta iz bırakan ilk yolculuğum, ninni niyetine okunan kitaplardan çok, annemin bu tatlı oyunu ile oldu. O günden bugüne yazdığım hikâyelerle, okuduğum kitaplarla, izlediğim oyunlarla köklendim. Zamanla hikâyelerin yalnızca sayfalarda değil, beyaz perdede ve dizilerin kurgusunda da yaşadığını fark ettim. Sinema salonlarının karanlığında başlayan o büyü, iyi bir sahneyle, güçlü bir karakterle, etkileyici bir diyalogla birleştiğinde içimde yazma isteğini çoğalttı. Dizi ve filmler benim için yalnızca birer hikâye değil; karakterlerin sessiz dönüşümlerini, duyguların görünmeyen yanlarını anlamamı sağlayan ayrı bir okul gibi oldu. Siyaset bilimi okuduğum dönemdeki kısa röportajlarım, gazetecilik sürecimdeki yazı dizilerim, 26 yıllık profesyonel iş hayatım ile halen yürüyecek çok yolum, içimde büyüteceğim bir çocuk var.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.