İKİ ÜLKE YAN YANA: TÜRKİYE VE İSPANYA
İki ülke düşünelim, aralarındaki mesafenin 4000 kilometreyi aştığı fakat birlik ve beraberliğinin uzaklığı hiç saydığı iki ülke… Biri Avrupa’da duruşuyla, futboluyla, müziğiyle var oluyor; öteki ise ruhuyla, kültürel miraslarıyla ve tarihiyle kendini gösteriyor. Dönüp bakıyorsun sol tarafta Miguel Delibes, sağ tarafta Yaşar Kemal, bir yanda Camilo José diğer yanda Oğuz Atay… Doğduğu, doyduğu, büyüdüğü ve öğrendiği coğrafyalar farklı olsa da bazen bazı zamanlarda medeniyetler, uygarlıklar ve hatta imparatorluklar bir bütünde buluşabilir; buna da seslerin gücü denebilir…
Ülkemizin İspanya ile olan ilişkileri yüzyıllardır süre geliyor. 500 yıllık tarihi incelemektense onlarla olan ortak noktalarımıza, Milli Mücadele Dönemimizdeki basın paylaşımlarına ve onların 20. Yüzyılda yaşadıkları iç karışıklıklardaki duruşumuza değinmek gerektiği kanaatindeyim. İlk İspanyol Elçiliğinin Türkiye’deki faaliyetleri 1782’de imzalanan anlaşmayla orta çıkıyor ve İspanyol temsilcisi Don Juan de Bouligny İspanya’nın ilk daimi elçisi olarak İstanbul’da göreve başlıyor. Sonradan yaşanan Fransa-Mısır gerilimleri ilişkileri her ne kadar etkilese de resmi adımın bu olduğunu varsayabiliriz [1]. 1800-1900 yılları arasında da iki ülkenin bağlantıları dolaylı ve sınırlı bir düzeydeydi, kaldı ki ticaret ortaklığı da en çok Akdeniz üzerinden yürüyordu. Sınırları aşmayan bir ilişkinin belki de düşman kazanmamak adına en doğru olduğu dönemlerden biriydi, zira dost eliyle alınan ihanetlerde İspanya ismi pek görünmezdi.
Bizim tarihimizin şüphesiz en önemli dönemlerinden biri olan Milli Mücadele zamanına gelecek olursak… I. Dünya savaşında İspanya tarafsızlığını korumuştu, bunun en büyük sebebi de 1898 yılında Amerika ile girdikleri savaşın ardından ekonomik olarak zayıf düşmeleriydi. İtilaf devletlerinin arasında İspanya yoktu, dolayısıyla Osmanlı İspanya ile doğrudan bir cephede karşı karşıya gelmemişti. Gücü yerinde olsaydı ve bu savaşı fırsat bilseydi İspanya nasıl davranırdı öngöremeyiz ama o dönemde en azından kurşun sıkmayıp kurşun da yemediğimizi biliriz. Girdiğimiz savaşların ardından zorla dayatılan sözleşmeler, dış güçlerin içeride körüklediği isyanlar ve zayıf gördükleri anda başlattıkları işgallerde İspanya basını neler yazmıştı?
Mehmet Gündüz 2020 yılında İspanyol Gazetelerinde Türk Millî Mücadelesi ve Bu Dönemde Yaşanan Gelişmeler isimli 42 sayfalık makalesiyle bu konuyu derinlemesine inceliyor. Hazırlanan çalışmaya göre İspanyol gazeteleri, Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecini ve Türkiye’deki siyasi gelişmeleri yakından izlemiş, haber ve yorumlarını büyük ölçüde tarafsız bir bakış açısıyla aktarmaya çalışmıştır. Gazeteler özellikle İstanbul’un işgali, Boğazlar’ın durumu, Yunanistan’ın işgal girişimleri ve Anadolu’da başlayan millî direnişi öne çıkarmıştır. Yunan ordusunun Türkler karşısında aldığı ağır yenilgiler ile İngiltere ve Fransa arasındaki çıkar çatışmaları gazetelerde geniş biçimde ele alınmış; İngiltere’nin Yunanları, Fransa’nın ise Ermenileri kullanması vurgulanmıştır. Ayrıca Sevr Antlaşması ve Anadolu’daki direniş hareketi, Mustafa Kemal Paşa’nın faaliyetleri ve TBMM’nin açılması gibi konular da ayrıntılı şekilde izlenmiştir. Türkiye’de kurulacak hükûmetin yapısı, cumhuriyetin ilanı, saltanatın kaldırılması ve Sultan’ın Avrupa’ya gitmesi gibi meseleler okuyucuya aktarılmıştır. Genel olarak İspanyol gazeteleri, tarafsız olmalarına rağmen Batılı ve Hristiyan perspektifinden tamamen bağımsız değildir ancak La Voz, El Sol, El País ve Heraldo de Madrid gibi gazeteler Millî Mücadele’yi destekleyen yayınlar yapmıştır. Bu bağlamda, İspanyol basını Anadolu’daki gelişmeleri büyük ölçüde doğru ve ayrıntılı şekilde aktarmaya çalışmıştır çünkü kendi ülkelerinde de süregelen iç çatışmalar mevcuttu [2].
1930’lu yıllara gelecek olursak… İspanya’da artan iç gerilmeler 1936’da iç savaşa dönüşmüştü ve olaylar tam 3 yıl boyunca sürmüştü. İspanya İç Savaşı’na Türkiye tarafsızlık politikası gereği gönüllü katılımı yasaklamış ancak çok az sayıda Türk vatandaşının savaşa katıldığı anlaşılmıştır. Bu kişilerin çoğu ya azınlık kökenli olup başka ülkelere göç etmiş, ya da II. Dünya Savaşı sırasında yaptıkları yasal ihlaller nedeniyle Franco’nun Miranda de Ebro kampına gönderilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu iç savaşa etkisi-desteği neredeyse hiç olmamıştır [3]. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde Milli Mücadelesini son terine kadar veren milletimizde ise Cumhuriyet’in coşkusu her kesimde hissediliyordu. Devlete, topluma ve ekonomiye yönelik atılan adımlarla birlikte dış ilişkiler de tekrardan şekillenmeye başlamıştı. 1939 senesinde başlayan ve küresel savaş olarak nitelendirilen II. Dünya Savaşında hem İspanya hem de Türkiye tarafsızlığını ilan etmişti. İç savaştan çıkan İspanya ile yaralarını sararak iyileşme sürecine giren ülkemiz bu dönemde de birbirlerine düşman olmamıştır ve denge siyasetini benimsemiştir. Savaş sürecinde belirleyici olan siyasi manevraların yakınlaştırdığı Türkiye ve İspanya savaş sonrasında uzun yıllar devam eden soğuk savaş döneminde de ikili ilişkilerini siyasi ve kültürel bağlamda sürdürmüş ve günümüze kadar devam eden bir ilişki ağı oluşturmuştur.
Türkiye ile İspanya ilişkileri, yazılı kaynaklarda fazla yer almamasına rağmen uyumlu ve müttefiklik ruhuna uygun şekilde ilerlemektedir. İspanya, özellikle Filistin sorunundaki yapıcı duruşu, İslamofobi’ye karşı mücadelesi ve Medeniyetler İttifakı girişimindeki ortak liderliğiyle takdir toplamaktadır. Ayrıca iki ülke arasındaki artan ekonomik ilişkiler ve askeri teknoloji iş birliği de yakınlaşmayı güçlendiren unsurlardır [4]. Son günlerde de ABD-İsrail-İran üçgenindeki haksız saldırı ve katliamların karşısında büyük bir duruş gösteren İspanya, ülkemizde düzenlenen çeşitli sosyal medya paylaşımlarıyla desteklendi hatta kardeş ülke olarak nitelendirildi.
İki ülkenin başlıca tarihsel benzerliklerini sıralayacak olursak her iki ülke de Avrupa’nın periferi ülkeleridir, her ikisi de köyden kente iç göç yaşamış, her ikisi de Avrupa’ya işçi göndermiş, her ikisi de Soğuk Savaş yıllarında jeostratejik öneme sahip ülkeler olarak görülmüş, bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri buralarda üsler oluşturmuştur ve araştırma sorusu açısından en büyük benzerlik olarak her iki ülke de barındırdıkları azınlıklar nedeniyle problemler yaşamışlardır [5]. Bu kadar ortak noktası olan iki ülke için “Madem düşman değildik, niye dost olmuyoruz?” sorusunu soralım ve bu bağlamda ilişkilerimizi karşılıklı saygı, iş birliği ve ortak çıkarlar temelinde daha da güçlendirelim. Unutmayalım ki Real Madrid’in Arda Güler’e, Fenerbahçe’nin de Marco Asensio’ya ihtiyacı var…
Kaynakça
[1] Tabakoğlu, Hüseyin Serdar. XVIII. Yüzyılda Osmanlı-İspanya İlişkileri. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Akdeniz Dünyası Araştırmaları Bilim Dalı, 2010.
[2] Gündüz, Mehmet. İspanyol Gazetelerinde Türk Millî Mücadelesi ve Bu Dönemde Yaşanan Gelişmeler. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Bahar 2021, Sayı 103, ss. 35‑76.
[3] Gülsoy, Berksan. İspanya İç Savaşı’nda Türkiye’nin Tavrı ve Savaşta Yer Alan Türk Vatandaşları. Türk Dünyası Araştırmaları, Cilt 136, Sayı 270, Ekim 2024, ss. 291‑316.
[4] Örmeci, Ozan. Son Yıllarda Türkiye-İspanya İlişkileri ve Medeniyetler İttifakı Girişimi. UPA Strategic Affairs, Cilt 6, Sayı 2, 2025, s. 98.
[5] Demir, Burcu. Demokratikleşme Sürecinde Terörizm Bağlamında Bir Karşılaştırma: İspanya ve Türkiye. EURO Politika, Yıl 2016, Sayı 1, Şubat 2016, ss. 53‑83.
[6] Yüksel, Murat. İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türkiye‑İspanya İlişkileri (1939‑1945). The Journal of Academic Social Science Studies, Sayı 77, Kış 2019, ss. 293‑300.
İki ülke arasındaki siyasi, kültürel, sosyal benzerlikleri, tarihteki birbirlerine destek olma hikayelerini, ekonomik ve askeri ilişkileri, hem tarih hem güncel perspektif üzerinden değerlendirip yazıya dökmenizle öğretici bir eser ortaya çıkmış. Edebi eserlerimizin arasında bu şekilde haber niteliği taşıyan, bilgilendirme amaçlı yazılmış yazınız güzel bir değişiklik oldu. Kaleminize sağlık